Bu kitabı okuduktan sonra ve önce hep onunla alakalı olabilecek yazıları, filmleri ve eleştirileri takip ettim. Konusunu bildiğim halde ve sırf bu yüzden hatta hemen okuyup tüketmek istememiştim. Ne var ki kendime mağlup olup okudum. Kitabın anlattığı şeyler, alınacak dersler vs. bunların hepsi için söylenecek çok şey var tabi ve söylenmiş de zaten... Fakat daha başka anlamları da oldu benim iç dünyamda... Şöyle ki bazen birinin başındaki felaket ve zaruret başkasının düşündeki inayet olamaz mı ? Robinson karakteri yaşadı. O adaya düşmeseydi de yaşayacaktı. Çalışacaktı, para kazanacaktı, gitmek zorunda olduğu yerlere gidip, sosyal çevresinin ve statütüsünün gerektirdiği yaşam gömleğini giyecekti üzerine... Bunları ne adına yapacaktı ? Yaşamak değil mi ? Parayı yaşamak için kıyafeti yaşamak için gibi gibi... Şimdi, bu zamanda da aynı şeylerin endişelerini taşıyoruz. Hatta çok daha riyakar davranıyoruz. Hevesini taşıdığımız ısıtmalı koltuklu bilmem kaç motor kuvveti olan otomobilleri, havuzlu ve garajlı ve bahçeli ve dubleks ve tripleks evleri, asgari ücretin 5 6 katı pahasındaki telefonları yaşamımızın bir zorunluluğu olarak kabul ediyoruz. Robinson benim için iki yüzlü biridir. Benim kahramanım o değil içine düştüğü adadır. Neden biliyor musunuz ? Çünkü hepimizin dilindeki yalan onda da vardı 'yaşamak için'... Ama orada yaşadı, bulunamaz bir zenginlik içinde hem de...
Biliyorum pek inceleme gibi olmadı. Ama bunları yazmak ihtiyacı hissettim. Hayata bakışımın temellerini atan bu kitaba karşı bunu hissediyordum çünkü...
Biliyorum ben kitabı pek inceleyemedim ama kitap beni ince eledi...