"Beni Kör Kuyularda", temelde insanın içsel yolculuğunu, varoluşsal sancılarını ve toplumun birey üzerindeki baskılarını işleyen bir romandır. Toptaş, bu temaları işlerken, okuyucuyu adeta bir sis perdesinin ardında bırakır; netlikten uzak, muğlak bir dünyada, her an kaybolma tehlikesiyle yüz yüze bırakır. Romanın anlatımı, bir rüyanın içindeymişçesine akar. Zaman zaman akışkan, zaman zaman ise kesik kesik ilerleyen bu anlatım, okuyucuyu kendi içsel sorgulamalarına sürükler.
Romanın ana karakteri, kendi benliğini ve anlamını arayan bir yolcudur. Bu yolculuk, fiziksel bir mekândan ziyade, zihinsel ve ruhsal bir mekânda gerçekleşir. Toptaş, karakterlerinin iç dünyalarını ustalıkla betimlerken, okuyucuyu da bu derinliklere çeker. Her bir karakter, kendi kör kuyusunda sıkışıp kalmış, çıkış yolu arayan birer figürdür. Özellikle ana karakterin, kendi varoluşsal sancıları ve toplumun baskısıyla mücadelesi, romanın kalbinde yer alır.
Hasan Ali Toptaş'ın dili, adeta bir şiir kadar yoğun ve katmanlıdır. Kelimeler, cümleler ve paragraflar, okuyucunun zihninde bir resim çizer. Toptaş, sıradan olayları bile öyle bir şekilde anlatır ki, her bir detay, okuyucunun zihninde yankılanır. "Beni Kör Kuyularda" romanında da, bu üslup kendini gösterir. Anlatılan her olay, betimlenen her mekân, okuyucunun zihninde bir iz bırakır. Yazarın dili, okuyucuyu romanın içine çeker ve bu yoğun atmosferden çıkmasına izin vermez.
"Beni Kör Kuyularda", Hasan Ali Toptaş'ın edebi dehasının bir yansıması olarak, okuyuculara derin bir içsel yolculuk sunar. Roman, bireyin varoluşsal sancılarını ve toplumun birey üzerindeki baskılarını işlerken, okuyucuyu da bu sorgulamalara dahil eder. Toptaş'ın ustalıkla kullandığı dil ve edebi üslup, romanı unutulmaz kılar. "Beni Kör Kuyularda", modern Türk edebiyatının