Türk müziği şarkılarının hemen hepsi aşk üzerineydi. Büyüdükçe düşünüyordum: Bu şarkıların anlattığı aşklar, bizim aşklarımız olamazdı. Kaybolmuş bir dünyanın, insanların, kalplerin şarkılarıydı bunlar. Bizden öncekilerin hatıralarının şarkılarıydı.
Bizim asla sahip olamayacağımız aşkların ve hayatların şarkıları ... İstesek de aynı kulakla dinleyemezdik onları. Bu şarkılarda onların geçmişi vardı belki, ama bize bir gelecek yoktu. Yalnızca bu yüzden bile, ölmeye mahkumdu bu müzik. İstense de günümüzde çoğaltılamazdı. İklimini, ruhunu, çağını kaybetmişti bir kere. Onun Türk Müziği tutkusu, dopdolu yaşanmış koca bir hayattan kalmıştı. Benimkisiyse, bu müziğin son dalgasını yakalamış çocukluk hatıralarıma alçakgönüllü bir saygı duruşu..
Nedenini bilmeden ağladıklanmızın içimizden hiç gitmediğini artık biliyorum. Öte yandan onun geçmişinde, benim geleceğimde bu kadar yalnız olduğumuzu bilmiyordum..
Büyürken insanın ilk kaybettiği şeyin gelecek duygusu olduğunu düşünüyor. Onca yoksunluğuna karşın, o yılların hayal zenginliklerini özlüyor Güzel. Gezilerin, insanı, kendi geçmişi içinde de yolculuklara çağırdığını düşünüyor; örneğin Amasya' da olmak, insanı birdenbire Edime'ye çıkarıveriyor..