Alevilikte Tanrı'dan bir parça olan insanın meleklerden üstün olması yüzünden, cennet ve cehennem gibi sözcüklere de rastlanmadığını belirtiyor. Ölüm bir "aslına dönme"dir ve "inna lillah inna ileyhi raciun" ayeti gereği insan öldüğü zaman Tanrı'daki nur ve nefes kaynağına varmış olur. Bu nedenle "ölüm" yerine "Hakk'a yürümek" deyimi kullanılır ( 1996: 209).
11. yüzyılda Selçukluların Anadolu'ya girişiyle birlikte doğudan gelen Müslümanlığın Arap yarımadasındakiyle hiçbir ilişkisi olduğu söylenemezdi; doğudan gelen din tıpkı Budistler gibi hayvan takvimi kullanan, Moğol kamları gibi esrar çekip büyü ile uğraşan dağlı Türkmen kabileleriyle ittifak halindeki eğitim görmüş seçkin Sünnilerin, Hıristiyanlıkla tanıştıktan sonra Anadolu'ya göre biçimlendireceği bir tür proto-lslam sayılabilirdi. Nitekim bu göçten Anadolu'da iki lslam anlayışı ortaya çıkmıştır: Birisi kentli, soylu ve seçkinlerin Sünniliği; öbürü ise göçebe yığınların Batıniliği.
Her ikisi de içinden geldikleri kaynağa kuvvetle bağlı olan, ancak yaşadıkları toplumun kültüründen de çok şey almış olan Anadolu'ya özgü Müslümanlık tarzıydılar.
Hıristiyanlığın Kapadokya'daki örgütlenmelerinin komünizmi andırması çok etkenli bir sentezin ürünü olsa gerektir: lsa'nın sonraki yüzyıllarda imparator giysileri içinde betimlenmesine karşılık, Kapadokya kiliselerinde insan olarak betimlenmesinin temelinde bu sentezin izi vardır. Erken Hıristiyanlık, hem yoksullar için, hem de yoksulluk için doğmuş bir dine benziyor; Kapadokya'daki kiliselerin her türlü şatafatın dışında basit yapılar olması bu düşünceyi güçlendiriyor.
Ne var ki, iki yüz yıl sonra Doğu Roma eski günlerini anımsadı; Roma'nın Pantheon'u varsa Nova Roma'nın da [lstanbul) Ayia Sofiya'sı oldu. Isa kendi varlığını insanlığın kurtuluşu için sunan bir kişi değil, tahtında yüce bir görkemle oturan hükümdarlara benzedi.
Kapadokya'da lznik Konsili'nin gücünü ihya eden Basileos'tur. O, Tanrı sözcüğünde tüm gücün saklı olduğunu söylerken, ayia triada'yı [Kutsal üçleme. Teslis) kastediyordu ve Kapadokya'ya damgasını da bu açıklama ile vurdu. Ayia triada'yı ortaya atanlar "bir" olan ile "çok" olanın aynı kavramda birleşebileceğini savunan Parmenides'ten esinlenmişe benzerler. Yani Tanrı BiR iken, onun görünümleri ÜÇ olabilirdi; hatta sonsuzdu. Demek ki Basileos ve tüm Kilise Babaları, Tanrıyı bir nicelik olarak değil, nitelik olarak kavramaktaydı. Önemli ve benzer bir yorum da Augustinus'ta vardır: Üç ile Bir olanın nasıl iç içe geçtiğini tartışır: "Üç zaman vardır: Geçmiştekilere ilişkin şimdiki zaman, şimdikilere ilişkin şimdiki zaman ve gelecektekilere ilişkin şimdiki zaman" (1996: 55). Filozof, bununla aslında zamanın üç görünüm altında tekliğine ve Tanrı'nın bir ve aynı olan niteliklerine gönderme yapar.
Aziz Basileos, böylece Tanrı'yı sayılarla açıklayan ve Pisagorculuktan esinlenmiş olan esoterique (Batını) görüşlerle araya kalın bir çizgi çekip, "merkezde olanın" görüşünü sağlamlaştıran önemli bir kişidir.