" DUVAR ürküttüyse seni, daha doğrusu aklını karıştırdıysa, bunun sonucu olarak kitap okumayı bırakman anlamsız. Tek çare duvardan kaçmak değil çünkü. Duvar aşılabilir bir şeydir."
"Bu dünya o kadar karışık değil. İşte senin belki de 'Duvar' diye nitendirdigin karışıklık ürkütücü falan değil. Basbayağı, anlaşılır bir şey. Ve anlamaya yardımcı olan kitaplar var. Okuyabilirsin onları. Ne olduğunu anlayınca da duvardan muvardan ürkmezsin, tamam mı?"
Her zaman her yerde böyleydi. Kim hak ettiği yerde, hak ettiği muameleyi görüyordu ki. Kendisine beyefendi muamelesi yapmıştı garson -buyrun efendim'ler, falan... Canım, senin iyi kötü işin var, biz ipimizi sürüyoruz, daha da ne kadar sürüyeceğiz belli değil üstelik.
Biz bir azınlığız, diye geçirdi içinden. Mutlu olmayı beceremeyenler, olmadığını bildikleri hâlde hayatın bir anlamı olmasını isteyenler, varmış, bulacaklarmış gibi arayanlar, arayamayanlar, nerede arayacaklarını bilemeyenler. Azınlık değil de, arızalılardı.