Karşı kutbunu bulamamış bir aşk dolaşırdı babamın evinde; öfke, ihanet, acı ve kin olarak. Eşyaya da sirayet ederdi bütün duygular. Abajurlar çarpar, bardaklar çatlar, duvardaki çiviler yerinden oynardı. Babamın bir yolculuğa çıkmasıyla yatışırdı evdeki her şey.
Aşk olmayan evde, giderek azalıp yok olan bir parfüm, buharlaşarak uçup giden su gibi eşyanın ruhu da yok oluyor. Maddenin anlamı kalıyor geriye. Tek başına ve aşksız yaşayan bir adamın evinde ise eşya evin efendisi kesiliyor. Musluklar bozuluyor, sandalyeler eklem yerlerinden ayrılıyor, koltuklar ihtiyarladıkça ufalanan insanlar gibi küçülüyor sanki. Eşya yalnızlıkta çok ses veriyor
Keder, öfke, hayal kırıklığı... Ne kadar olumsuz duygu varsa hissetmeye başlamıştım çünkü...
"İnsan umudunu hiç kaybetmemeli değil mi?"
... Tüm bunların nedenini anlıyordum: Umut. Tüm düşmanlarını da beraberinde getirmişti çorak topraklarımıza.