Büşra Aran

Yüzüm yok. Yeni bir yüz yapacağım kendime. Rüyalarımdan, hatıralarımdan, gözyaşlarımdan, uykusuzluklarımdan, baş ağrılarımdan, intiharlarımdan ve vazgeçişlerimden yeni bir yüz yapacağım. Tahta atlar yapacağım kendime, kurşun askerler, tel arabalar, rüzgar gülleri, kağıttan uçaklar, krepon kağıtlarından ağaçlar, renk renk çiçekler yapacağım kendime. Yeni bir yüz, yeni bir çocukluk yeni bir hikaye. Başladığım yerdeyim: Hiçlikte. Dışarıya çıktığımda beni bekleyen dünyanın örselemelerine dayanabilecek bir kalbim var mı? Var. Herkes beni ölü sanıyor. Güneş yanığı, yaralı ayaklarımın kumda çıkardığı sesle, kulakları sağır eden, kirli sarı çöl sessizliğini bozarak geri dönüyorum. Kırk kuyudan eli boş döndüm, kırk gönülden ve kırk gecenin sabahından. Kırk yaşında bir zeytin ağacıyım ben. Kısır, kırgın, kuru, kaçak, köksüz.. Dallarımı kestiler benim, dallarımı, kollarımı, ellerimi.
Sayfa 159
Reklam
“Korktuğumuz ve sinemize değdiğinde ürperdiğimiz bu duygu; ayı yeryüzünün, yeryüzünü güneşin etrafında, güneşi etrafındaki her şeyle birlikte döndüren Allah'ın evrensel kanununun bir parçası değil midir?” “Kim bizim hikayemize inanır ki? Kim güneşin batışıyla ayın doğuşu arasında geçen bir saat içerisinde, şüphe ve güven arasındaki engelleri aştığımızı ve geçitleri yıktığımızı kabullenir? Kim bizi ilk defa bir araya getiren Nisan'ın, bu hayatta bizi kutsalların en kutsalında durduran ay olduğuna inanır ki?” “İnsanlar hikayemize inanmayacaklardır çünkü onlar aşkın, mevsimlerin yardımı olmaksızın filizlenip serpilen emsalsiz bir çiçek olduğunu bilmiyorlar. Ancak, bizi ilk defa bir araya getiren, Nisan mıdır? Bizi bu hayatta kutsalların kutsalında durduran, bu saat midir? Doğumun bizi gün ve gecelerin iki esiri haline getirmesinden önce ruhlarımızı bir araya getiren Allah'ın iradesi değil midir? İnsan hayati Selma, kabrin önünde sona ermediği gibi ana rahminde de başlamaz; ay ve yıldızların ışıltılarıyla dolu bu geniş gökyüzü, aşkla birbirine sarılmış ruhlardan ve uyumla bir olmuş canlardan yoksun değildir."
Sayfa 78·Kitabı okuyor
Aşkın uzun ilişkiler, daimi birlikteliklerle meydana geldiği vehmine kapılan insan ne kadar da cahildir. gerçek aşk, ruhların birbiriyle olan ahenginin meyvesidir. Bu ahenk ilk anda gerçekleşmediyse bir yılda da bir asırda da gerçekleşmeyecektir.
Sayfa 74·Kitabı okuyor
Peki birbirini seven ruhların, iletişim kurmasını sağlayan tek şey konuşmak mıdır? Akıl ile kalbi birbirine bağlayan tek şey; dil ve dudaklardan çıkan heceler ya da sesler midir? Ağızların çıkardığından daha yüce ve ses tellerinin titremesiyle oluşan şeylerden daha temiz bir şey yok mudur? Bir ruhtaki işığı diğer bir ruha taşıyan ve bir kalbin fısıltılarını diğer kalbe götüren şey sessizlik değil midir? Bizi kendimizden sıyırıp ruhların semasında yüce aleme yakınlaşarak, bedenlerimizin boğucu zindanlardan ve bu alemin de uzak bir sürgün yerinden başka bir şey olmadığını hissederek sınırsızca dolaşmamızı sağlayan, sessizlik değil midir?
Sayfa 64·Kitabı okuyor
Çok şişirilmiş bir süper ego duygusunun aksine; itibarı zedelenmiş, cezalandırılmış, küçük düşürülmüş bir çocuk, artık etraftan nasıl algılandığını hesaba katmamaya başlar. Duyarsızlaşır, kim ne derse desin umrumda değil, der. Böylece sosyal yaşam içinde kuralsız, vicdansız, sosyal empatiden yoksun, arsız, yüzsüz olmaya doğru gider. Çünkü, çocuk toplum içindeki anormal davranışlarından dolayı dışlanmaktan, kendisi aleyhinde konuşulmasından etkilenmez, itibar kaybını önemsemez. Zaten bu çocuk, anne-babasının yanlış davranışları yüzünden itibar kaybına uğradığı için, artık çevresinde kendisi aleyhine söylenecek olan sözler umurunda bile değildir. Ya da bunun tam tersi olarak, çocuk hassaslaştırılmış itibarını daha da çok korumak için kendisine söylenen en ufak bir söze karşı anormal büyüklükte tepki göstermeye başlar.
Sayfa 163·Kitabı okuyor