Tolstoy anlatıları değişik bakış açılarına yer açmakla birlikte egemen bir bakış açısının her an hissedildiği, tek doğrunun olurlandığı, monolojik(tek söylemli, tek sesli) anlatılardır. Buna karşılık Dostoyevski'nin romanlarında konuşanın sürekli olası tepkileri kollayıp bu tepkilere göre sesini ayarladığını, dolayısıyla sağlam bir zeminde tek doğruyu egemen kılamadığını -ya da kılmadığını- görürüz. Bu tür anlatı, Diderot'nun anlatısı gibi, diğer seslerle kesilmese de sürekli ayarladığı kendi anlatı sesiyle kendi bakış açısını gizler, hatta yok eder. Adeta sessiz müdahaleler, olası kesintiler ve itirazlarla boğuşur. Dolayısıyla anlatı yoruma son derece açık, hatta kaygan bir zeminde gelişir; kişiler son derece karmaşıktır; her an karakter-dışı davranışlarla okuru şaşırtabilirler. Anlatının yorumu ise türlü bakış açıları, dil ve söylemlerle girişilen bu sessiz hesaplaşmadan çıkar