Arda Çolakoğlu

Arda Çolakoğlu
@Arda4534
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin -Bâkî
Öğrenci
Boğaziçi Üniversitesi/ Türk Dili ve Edebiyatı (Lisans), Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı (Yüksek lisans-devam ediyor)
Ankara
Kars, 19 Nisan
296 okur puanı
Mart 2016 tarihinde katıldı

Arda Çolakoğlu

, bir kitap okudu
9/10
·365 syf.·
21 günde okudu
·
2020 30. kitabı
Jale Parla
8.9/10 · 135 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
19. yüzyıl anlatıları toplum odaklı gerçekçilik peşindeydi. 20. yüzyıl anlatıları, gerçeklik tanımının geçirdiği kavramsal değişime koşut olarak bireylerin iç dünyasına yöneldi. Ve anlatının yönü de böylece belirlendi: Bilinç yansıması. Son derece şiirsel bir anlatımla yansıtılan bilinçler Joyce ve Woolf gibi yazarların geliştirdikleri yeni anlatı teknikleriyle mümkün olan en elit okur kitlesine iletiliyordu.
Sayfa 169 - İletişim·Kitabı okudu
Edebiyat
19. yüzyıl anlatılarının okuru kavramayı amaçlayan bakış açıları, 18. yüzyıl anlatılarının okurla girdiği özgür diyalogla karşılaştırıldığında, evrensel doğruları temellendirmeyi amaçlar. 20. yüzyılın ilk yarısında, kuşkusuz pozitivist düşüncenin yeniden gözden geçirilmesinin de bir sonucu olarak, belirgin bakış açılarının egemen olduğu anlatılar da gözden düştü ve romancılar anlatıda "yenilik" arayışına girdiler. Seslendikleri okur artık ne 18. yüzyılın romanla ilk kez karşılaşan okuru, ne de 19. yüzyılın romanı benimsemiş ve roman yoluyla eğitilmesi düşünülen yükselen burjuva sınıfıydı. 20. yüzyılın başında sanatın hemen her dalında bu sınıftan pek de hayır gelmeyeceği görüşü hakimdi; dolayısıyla sanatçının bu okurla bir diyaloğa girmesi ne zevkliydi ne de bir yararı vardı. Olsa olsa sarsılabilir, kızdırılabilir, hakaret edilebilirdi bu sıradan okura. Ya da anlatı bu okura tümüyle sırtını döner, okumayı da bir sanat haline getirebilecek yetenekte gördüğü okura seslenirdi.
Sayfa 168 - İletişim·Kitabı okudu
Edebiyat
Tolstoy anlatıları değişik bakış açılarına yer açmakla birlikte egemen bir bakış açısının her an hissedildiği, tek doğrunun olurlandığı, monolojik(tek söylemli, tek sesli) anlatılardır. Buna karşılık Dostoyevski'nin romanlarında konuşanın sürekli olası tepkileri kollayıp bu tepkilere göre sesini ayarladığını, dolayısıyla sağlam bir zeminde tek doğruyu egemen kılamadığını -ya da kılmadığını- görürüz. Bu tür anlatı, Diderot'nun anlatısı gibi, diğer seslerle kesilmese de sürekli ayarladığı kendi anlatı sesiyle kendi bakış açısını gizler, hatta yok eder. Adeta sessiz müdahaleler, olası kesintiler ve itirazlarla boğuşur. Dolayısıyla anlatı yoruma son derece açık, hatta kaygan bir zeminde gelişir; kişiler son derece karmaşıktır; her an karakter-dışı davranışlarla okuru şaşırtabilirler. Anlatının yorumu ise türlü bakış açıları, dil ve söylemlerle girişilen bu sessiz hesaplaşmadan çıkar
Sayfa 166 - İletişim·Kitabı okudu
19. yüzyıl romancısının iletmeye çabaladığı bir büyük gerçek vardır: Para, hırs ve çıkar uğruna kaybedilen insanlık. Kapitalizme eşlik eden pozitivist mantığın körelttiği duygular, rasyonalizmin öngördüğü tekdüze insan ilişkileri, yalnızca insanın kendini kandırmasına yarayan büyük ideolojiler, bu kayba katkıda bulunmuştur. Romancının misyonu insanlığın karşı karşıya olduğuna inandığı bu trajediye okurun dikkatini çekmektir.
Sayfa 164 - İletişim·Kitabı okudu
Edebiyat