Bu kitap incelemelerde çokça haksızlığa uğramış gibi hissettiğim için iki kelam edeyim dedim. Gece Dersleri, Latife Tekin'in bundan önceki Sevgili Arsız Ölüm ve Berci Kristin kitaplarına benzemiyor; zira burada diğer 2 roman gibi toplumun çeperlerine itilmiş yerli halkın -kente göçen köylülerin, şehrin kıyısında yaşam kurmaya çalışanların- hikâyesini konu edinmiyor Tekin, sosyalist ideoloji tarafından kimliği öğütülmüş bir kadını romanın merkezine oturtuyor. Kabul etmek gerekir ki bu kadın öznenin kendini ifade ediş biçimi oldukça soyut, imgesel düzeyde kalmış. Belli bir olay akışından ziyade ''olaylar kesitinden'' ve hatta ''zihin kesitinden'' söz etmek daha mantıklı böyle olunca.
Ama edebiyatın bir şeyleri doğrudan anlatması ya da meselesinin apaçık ortada olması gibi bir kaygı onu işlevselleştirebilir, anlatım tarzından öte anlattığına odaklanmamıza sebebiyet verir ki bu da dilsel/kurmaca niteliği ıskalamamızla sonuçlanır çoğu zaman (ne yazık ki pek çok okurun yaptığı ve dikkat ettiği bu). İşte Gece Dersleri de tam olarak böyle bir farkındalıkla okunmalı, imgelere dikkat edilmeli, kısacası şiir gibi değerlendirilmelidir.
Metnin geneli Gülfidan karakterinin günlük diliyle ve ben-anlatıcıyla eril toplumsal yapının baskın olduğu sosyalist bir örgütlenmede yaşadıklarını aktarması üzerine. Anlatıcı karakterin bilinci ve benliği parçalı olup, kurgu da geriye ve ileriye dönük sıçramalarla ilerlediği için ve dramatik kurgunun da -eylemlerin, diyalogların, ilişkilenmelerin- bu bireysel imgelemle iç içe geçmesi nedeniyle kitap, yalnızca nitelikli bir okur bekliyor. Gülfidan'ın kendi kadınlık deneyimlerine müsaade etmeyen bu sosyalist örgüt içinde ne tür bir duygulanım içinde olduğunu, bir yandan benliğinin Sekreter Rüzgâr olarak bölünmesinden ve onun itham edici