Sevgisiz ve yanlış anlaşılan bir çocuğun ekmek kırıntısı arar gibi şefkat araması, baba çınar ağacı yerine şeker portakalına sığınması, hayatta ona belki de tek şefkat vermiş adamın gidişi. Tüm bu olanların zeki bir çocuk gözünden okumak zaten hüzünlü olan hikayeyi daha da hüzünlendiriyor. Bazı kişilerin yanında büyük bazılarının yanında küçüldükçe küçülüyor, ve ona ne kadar sarılmak isteseniz bile sadece okuyup geçiyorsunuz.
Şeker PortakalıJosé Mauro de Vasconcelos · Can Yayınları · 2022274,8bin okunma
"Sen beni de öldüreceğini söylemiyor muydun?"
"Başta söylemiştim. Sonra tersinden öldürdüm. Seni kalb,mde doğurarak öldürdüm. Dünyada sevdiğim tek insan sensin Portuga..."
Benim asıl Martin'e hak vermediğim yer kendisinin ne beklediği. Hayallerine kavuşmaya giderken herkesten destek almayacağını alamayacağını bilmeliydi. Ve madem o kadar çalışıp "zihinsel kapasitesi" bu kadar gelişmişti ve çok beğendiği burjuva sınıfını dahil geçmişti o zaman neden çevresinden destek bekliyordu? Neden kendisini herkesin anlamasını bekliyordu? Böyle de sinirlendiğim nokta burası işte
Kitapta bir karakterin hayallerini gerçekleştirmek için çok çalışması, hayalleri gerçekleşince sosyoekonomik olarak sınıf atlaması ve buna bağlı olarak çevresinin ona olan tutumlarının değişmesinden
"Korkarım ki ben teraziye bakıp aşkını tartmaya ve nasıl bir şey olduğunu anlmaya çalışan açıkgöz bir tüccarım"
Sözün bittiği ve Martin'e hak verdiğim iki yerden birisi