Betül

Bilinmeze sıçrayış hiçbir yere götürmeyebilir, salt yıkıma ve deliliğe götürebilir. Ama sinema, yoğunluk derecelerini bu ayrımda oluşturur ve bunları bir tanıklığa veya dünyanın durumuyla ilgili, her şeyin bir ve her türlü eylemin boş olduğu yönündeki karamsar tespitten kaçınan bir masala dönüştürür.
Sinema
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bela Tarr, kötümser hikayeler üzerine özenli plan-sekanslar çeken "biçimci" bir sinemacı değildir. Onda biçim, yağmur ve sefaletin yasası ile ona karşı "onur ve gururu" -sinematografik bir meziyetin tekabül ettiği etik erdemleri- ispatlamaya yönelik zayıf ama yok edilemez yeti arasındaki gerilimin meydana geldiği mekan-zamanın yayılışıdır.
Sinema
Bir filmi meydana getiren olaylar, duyulur anlardır, sürenin parçalarıdır: dışarıdaki sisin pencerenin diğer tarafındaki bedenlere usulca işlediği yalnızlık anları , bu bedenlerin kapalı bir alanda toplandığı ve dış dünyadaki duygulanımların tekrarlarla dolu akordeon ezgilerine, şarkılarla ifade edilen duygulara, ayakların zeminde tepinmesine, bilardo toplarının çarpışmasına, masalardaki önemsiz konuşmalara, bir camın ardındaki gizli pazarlıklara, kulis veya tuvalet dalaşlarına veya vestiyer metafiziğine dönüştüğü anlar. Bela Tarr'ın sanatı, tüm bu yayılış biçimlerinin yoğunlaştığı genel bir etki yaratmaktır.
Film
eyleme geçmek için dürtüler yetmez. Amaçlar gereklidir.
Alıntı
bir üslup, sözün süslenmesi değil, şeyleri görme biçimidir: "Mutlak" bir tarz, diyor romancı ; nedenden sonuca hızlıca varan anlatı geleneğine karşı, görme eylemini ve algının aktarımını mutlaklaştıran bir tarz. Bununla birlikte, yazar için "görmek" muğlak bir kelime. "Sahneyi görünür kılmak lazım", diyor romancı. Ama onun yazdığı , gördükleri değildir; edebiyatı var eden tam da bu ayrımdır. Yönetmen için durum farklıdır: Gördükleri, kameranın karşısında olanlar, aynı zamanda izleyicinin görecekleridir.
Edebiyat