Annesi tarafından yıllar boyunca bir odada kapalı tutulan, zihinsel ve duygusal olarak çocuklukta donmuş Bubby’nin hikayesini anlatır. Annesi, dış dünyanın zehirli olduğu yalanıyla onu toplumdan izole eder ve bu süreçte Bubby hem psikolojik hem de cinsel istismara maruz kalır. Eve annenin eski sevgilisinin gelmesiyle kapalı ve şiddet yüklü düzen sarsılır. Bubby, annesini ve onun sevgilisini öldürdükten sonra ilk kez dış dünyaya çıkar ve daha önce hiç temas etmediği toplumsal gerçeklikle yüzleşir. Film, Bubby’nin bu travmatik doğum sonrası dünyayla kurduğu tuhaf ve sarsıcı ilişkiyi merkezine alır.
Film ensest, izolasyon ve dilin kötüye kullanımı üzerinden, bir insanın nasıl sağlıklı bir özne olamadığını gösterir. Bubby’nin hayatında baba figürü yoktur; anne hem sevgi nesnesi hem de otorite olarak tek başına yer alır. Bu durum, Freud’un tarif ettiği şekilde, çocuğun sınırları öğrenmesini ve suçluluk duygusunun gelişmesini engeller. Yani Bubby için yasak hiç kurulmaz.
Rahatsız edici, grotesk, hatta iğrenç ama aynı zamanda kalbi paramparça eden bir film. Bubby bir canavar değil, dünyanın ona öğrettiklerinin yansıması.