Betül

Babamı Ölümden Sonra da Ararken
Puan vermedi·208 syf.··
2025 25. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 20 Eylül 2025 14:03
“Bahçıvan ve Ölüm”ü okurken yalnızca bir kitapla değil, kendi hayatımın en kırılgan anlarıyla yüzleştim. Çünkü ben de babamı kansere kaybettim. Çocukluğumun en keskin hafızası, her gece odasına süzülüp nefes alıyor mu diye kontrol edişimdir. Bu sessiz ritüel, aslında ölümün gölgesinde yaşamanın ta kendisiydi. Kitaptaki anlatıcının kaygısında kendi çocukluğumun yankısını duydum. Ölüm, yalnızca hastayı değil; bütün bir aileyi içine çeken, zamanı parçalayan uzun bir bekleyiştir. Heidegger, insanı “ölüme-doğru-varlık” olarak tanımlar. Yani varoluşumuz, bilinçli ya da bilinçsiz biçimde, her zaman kendi sonumuzun bilgisiyle yoğruludur. Ama sevdiğimiz biri söz konusu olduğunda bu bilgi, en çok reddettiğimiz hakikate dönüşür. Ben babamın öleceğini hiçbir zaman inanarak düşünemedim. Çünkü insan, en sevdiğini ölüme yakıştıramaz. “Bahçıvan ve Ölüm” işte tam da bu inkârın, sevgiyle örülmüş bir körlüğün izlerini açığa çıkarıyor. Ölüm, sevdiğin kişinin bir anda yok olması değildir; ölüm, önce uzun bir bekleyiştir, ardından hâlâ yaşıyormuş gibi sürdürdüğün bir hayat. En sonunda ise, geride kalanla yeni ve kırılgan bir ilişki kurma çabasıdır. Freud’un dediği gibi, yasın görevi “kaybın gerçekliğini adım adım kabullenmektir.” Ama bu kolaylıkla gerçekleşmez; kimi zaman yas, kabullenmenin değil, sürekli reddedişin biçiminde yaşanır. Anlatıcının babasının eriyen bedenini okuduğumda, kendi babam gözümün önüne geldi. On bir yıl boyunca kansere direndi; bedeni her gün biraz daha zayıflasa da, ben onun öleceğine asla inanmadım. Çünkü insan, ölüme karşı elinde kalan tek silahı kullanır: hayal etmek, yaşatmak, inkâr etmek. Bu kitap bana, ölümün yalnızca bir yokluk değil, varlığın biçim değiştirmesi olduğunu hatırlattı. Mezarlığa gidememek, kabullenememek, hâlâ yaşıyor gibi hissetmek… Bunlar,
Edebiyat
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,6bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Beynimden çıkan yanık kokuları eşliğinde yazıyorum bu incelemeyi :)
Puan vermedi·120 syf.··
Beğendi
·
2023 157. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Kasım 2023 21:48
Öncelikle beni bu zorlu yolculuğa çıkaran, kayışları koparmama ve beynimin yanmasına sebep olan Burak Beyhatun arkadaşıma bir teşekkürü borç bilirim :) Ünlü Fransız yazar, filozof, eleştirmen Blanchot; az bilinen yazar olmasının yanı sıra hem filozofluk yönü, hem yazarlık yönü hem de eleştirmenlik yönüyle gerçekten çok üst düzey olan bir yazar. Bu eseri ise herhangi bir edebi türün altında sınıflandırılamayacak kadar oldukça farklı bir metin. Neden farklı peki? Okuru, okurken zorlayan zor metinlerde birkaç tane önemli durum vardır. Birincisi; çok sayıda anlatım tekniği kullandığı için( James Joyce eserleri gibi) okurlara zor olarak addedilen metinler. İkincisi de; içerik olarak zorluk. Bekleyiş ve Unutuş, tam olarak bu iki duruma da girebilen bir eser değil. Düşünceler deryası, arada anlatıcının kendi fikirlerine, aforizmavari düşüncelerinin de yer verildiği bir yoğun felsefi bir metinle karşı karşıyayız. Konu bütünlüğünü tam olarak sağlayamamama rağmen elimden de bırakamadım. Eser başlığında neyi anlattığını veriyor; bekleyiş ve unutuşu. Ama bunu nasıl anlatıyor? İşte en zorlayıcı kısım da bu. Peki bu eserde olay olarak ne var? Öncelikle, bir dış sesimiz var olayı bize anlatan( belki de yok!) Koridor benzeri dar bir otel odasındayız, masa başında oturan ve yazan bir erkek karakter(ismi yok), yatakta oturan bir kadın ve aralarında gerçekleşen diyaloglar. 1. bölüm bu şekilde, 'bekleme' üzerine düşünsel diyaloglarla geçiyor. Peki bu kadın ve erkek neyi bekliyorlar? Evliler mi? Kardeşler mi? Blanchot bize bununla ilgili hiçbir bilgi vermiyor. Neden birlikteler hiç bilmiyoruz ama benim sezgim ikisinin sevgili olduğu yönünde. Sadece karakterlerin bir şeyi beklediğini biliyoruz( Godot'yu Beklerken gibi ) 2. Bölüm olan Unutuş kısmında bekleyiş kavramı da söz konusu, ama neyi
Felsefe
Bekleyiş UnutuşMaurice Blanchot · Monokl Yayınları · 2018837 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2023 59. kitabı
Edebi değeri olmamakla birlikte, çerez niyetine okunabilecek alıntılarla dolu bir kitap. Frida'nın sosyal medya mezesi olmuş 'aşk' temalı alıntıları bu kitapta toplanmış. 'Mutlaka okumanız gereken kitaplardan' biri olmadığı kesin ama isterseniz yine hobi olarak okuyun:))
Duygu ve Düşünce
Hissettiğin Kadar YalnızsınFrida Kahlo · Zeplin Kitap · 20191,134 okunma
Çok değerli, çok vurucu!
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2023 54. kitabı
·
6 saatte okudu
·
Okunma: 03 Ekim 2023 02:00
Üstadın kitaplarına inceleme yazmak haddim olmasa da; bu kitabı ağlayarak okumuşken birkaç şey yazmak istedim kendi çapımda. Necip Fazıl'ın bu tiyatro eseri; varlıklı bir gencin, annesini öldürme suçundan yakalanması sonucu, Reis Bey isimli hakimle olan mahkemesiyle başlıyor. Reis Bey; merhametten yalnızca kötülük doğacağına inanmış, karşısındaki insanları korkutacak kadar sert kurallara sahip bir hakim. Mahkeme seyri ve kanıtlarının, mahkumu suçlu bulması üzerine, mahkum -aslında suçsuz- Reis Bey tarafından idam cezasına çarptırılıyor. 65 yaşına kadar sert mizaçlı, merhametten nasibini alamamış bu hakim; idamdan sonra, gerçek suçlunun bulunması üzerine emekliye ayrılıyor. Bu noktada geri kalan hayatını ona zehir edecek o korkunç pişmanlık ve hakka girmiş olmanın o perişanlığı, Reis Beyin kendisini ve hayatını tümden değiştiriyor. Mahkum çocuğun mahkemede söylediği; "Reis Bey, beni asacaksınız! Fakat, ruhum sizi bu dünyada ve ötelerde adım adım takip edecek! Nefsinizle mağrursunuz! Bu dünya dört köşe değildir, Reis Bey!.." sözlerinin ağırlığı bir ömür Reis Beyin peşini bırakmıyor... Devamında yaşanan olaylara çok değinmeden, siz okuyucu arkadaşlara bırakıyorum. Okurken, helallik için dilenen bir insanın acısını o kadar derinden hissettim ki.. Bu eser, bana; "hayatım boyunca insanların hakkına girdim mi? Merhametli birisi miyim?" diye kendimi sorgulattı. Necip Fazıl üstadın da, okuyuculardan, kendilerini hesaba çekmelerini amaçladığına inanıyorum. Kalbimde merhamet eksilmeden bu dünyadan gitmeyi diliyor ve yazıma beni en çok etkileyen alıntıyla son veriyorum: "REİS BEY - Beni affetmeden mi gidiyorsun? DADI — (Döner) Allaha başvur! REİS BEY - Başvurdum. Onun affı seninkiyle belli olacak... !"
Duygu ve Düşünce
Reis BeyNecip Fazıl Kısakürek · Büyük Doğu Yayınları · 20239,9bin okunma
Ezilmişliği meslek edinmişlere..
Puan vermedi·191 syf.··
2023 31. kitabı
Günümüzde de maalesef güncelliğini korumakta olan; kadınlara cinsel obje olarak bakılması ve hor görülmesini dile getiren bu eserin, zamanında 'tahrik edici' görülüp yasaklanması ne kadar da trajikomik! Oysa sadece gerçekler yazılmış, yüze vurulan tokat acıtıyor tabi! Melek, kendi annesi tarafından bile hor görülmüş, üvey babasının cinsel tacizlerine uğramış yetim bir kız çocuğu. Henüz çocuk yaştayken, zengin bir ailenin yalısında yaşlı bir kadına bakıcı olarak eve alınıyor-satılıyor daha doğrusu- Bakıcılığını yaptığı evin yaşlı huysuzu ölünce, onun oğlu Hüsrev ise Melek'e nikah kıyıyor. Hüsrev denen bu pislik herif, Melek'i para ve zevki için çevredeki adamlara pazarlıyor. Yalının bahçevanının oğlu olan Yalçın, Melek'e duyduğu hisler neticesinde kızı kurtarmak adına Hüsrev'i öldürüyor. Sonrasında Melek ve Yalçın yakalanıp mahkemeye çıkartılıyor ve kitabımız burada başlıyor. Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde; kadın düşmanı olan hakimin yazı ve düşüncelerine tanıklık ediyoruz. Adamın yazıları ciddi anlamda midemi bulandırdı. Pınar Kür, erkek hakimin bakış açısını o kadar gerçekçi yazıya dökmüş ki gerçekten çok usta bir yazar olduğunu kanıtlıyor. İkinci bölümde; Melek'in kimseye duyurmadığı düşünceleri ve yaşadıkları arasında kayboluyoruz. Erkek baskısını ve zorbalığı yaşamın doğal bir ögesi bellemiş. Kurtarılmayı dahi düşünemiyor. Yazar bu bölümü Melek'in ağzından yöresel şekilde kaleme almış haliyle noktalama işaretleri de yok. Okuması biraz zorlayıcı olabilir. Üçüncü bölümde, Yalçın'ın gözünden olayı tam olarak öğreniyoruz. 'Sözde' kızı kurtacakmış. Diğer erkeklerden çok farkı olmayan 17 yaşında bencil bir çocuk Özetle bu kitap beni boğdu boğdu duvara attı resmen.
Roman
Asılacak KadınPınar Kür · Bilgi Yayınevi · 197911,7bin okunma