Marx’a göre kişi kapitalizmin “normal” işleyişini anlamak istiyorsa başlangıç noktası olarak iktisadi krizleri almalıdır; benzer şekilde, eğer “normal” heteroseksüelliği anlamak istiyorsak, transgender insanlar içinde patlak veren kaygılardan yola çıkmalıyız.
Arap kız kardeşlerim, söyleyebileceğiniz kadar yüksek sesle şarkı söyleyin, sınırları alaşağı edin ki sakinleşebilelim. Ya herkese özgürlük ya da hiç kimseye!
Öyleyse bir diğer sahte mücadelenin orta yerindeyiz: tesettür mayosu mu, çıplak göğüsler mi; bu tercih kesinlikle siyasetin dışına çıkarılmalı, kişisel tercihlerin o kendine has alanına bırakılmalıdır. Yani cinsel özgürlüklere yönelik mücadelenin özgürleştirici potansiyeline rağmen, kişisel olan bir şeye yanlış bir şekilde siyasi dendiğinde -yani, kişinin mahrem tercihinin
doğrudan teşhir edilmesi en yüksek siyasi edim halini aldığında- şüpheci olmak gerek. Sahici siyaset, kişinin arzularının ve fantezilerinin mahremiyeti içinde onun ne olduğunu alenen ortaya koymasıyla asla ilgilenmez.
“Yalnızlık mutlaktır. Bundan gayrı her şey yanılsamadır. Asla problemlerden başka bir şey beklemeyeceksin. İyi şeyler olursa ne âlâ. Ama, yalnızlıktan kurtulabileceğini hayal bile etmeyeceksin. Birliktelik hissi din, politika, aşk ve sanat ile yaratılabilir. Ama yalnızlık hala oradadır. İnsanı zaman zaman yanıltan da bu birliktelik yanılsamasıdır. Ama bunun yalnızca bir yanılsama olduğunu unutmayacaksın. İşte böylece her şey normale döndüğünde hayal kırıklığına kapılmazsın. Yalnızlığın hüküm sürdüğü bir evrende yaşadığının bilincinde olmalısın. Ağlayıp sızlamaktan da kurtulursun. İşte o an kendini güvende hissedersin ve belli bir tatminle de her şeyin ne kadar da anlamsız olduğunu kabullenmeyi öğrenirsin.”
“Sahnede Hiroşima ile yüzleşemezseniz, nihayetinde kendinizi Hiroşima’da bulursunuz.” Edward Bond’un bu açıklaması, cinsel şiddet ve diğer hunharlıkların açık ve net tasvirlerine karşı çıkanlara, bu tasvirleri güya analiz edip reddettikleri aynı şiddeti sürdüren şeyler olarak görenlere karşı sunulan en iyi argümandır.