Köle, özgürlüğün -sahibini öldürmenin- hayali ile yaşar. Köleyi eylemden alıkoyan şey de bu hayalin kendisidir. Bu filmde de sabrının sınırına gelmiş bir işçinin bastırılmış öfkesi ve içsel direnişine tanıklık ediyoruz. Hakkını alamayan işçi Eyüp, patronu Hemme yi öldürmeyi kafasına koyar. Aidiyet, yabancılaşma, öfke o kadar gerçek bir dünyadan yansıyan duygulardı ki. Uzun bekleyişler, Eyüple büyük bir empati kurmayı sağlatıyor.
Fotoğraf karesi misali kadrajları ile Siverek'i dolaştığım, sıcağını hissettiğim, Kürt halkını gözlemlediğim ve beğendiğim bir yol filmi oldu. Abbas Kiyarüstemi’nin Kirazın Tadı filminden benzerlikler görmek mümkün.
Ego, daha önceki deneyimlerin
psişik kalıntılarından yaratılır ve onların ideal ve dolaylı birliğini temsil eder. Ben denilen şey düşsel bir yapıntıdır, bilincin dışındadır. Ego dediğimiz şey bilincin sentetik bir ürünüdür, birlik sağlayan değil birleştirilmiş
olandır, içkin değil aşkındır.
Arendt'e göre "iç özgürlük" daha çok
siyasal özgürlüğün ortadan kalktığı ya da kalkmaya yüz tuttuğu, insanların dış dünyadan el etek çektiği içe kapanma
dönemlerinde boy göstermektedir. Arendt, ayrıca, ben'in dış dünyadan korunduğu iç mekanı gönül ya da akıl kavramlarıyla karıştırmamak gerektiğini, çünkü ben'in içinde özgürlük mekanı olarak keşfedilen şeyin, gönül ya da akıl değil, içsellik olduğunu belirtir.