Duygular bastırılabilir, yerleri değiştirilebilir, tersine çevrilebilir, ama yok olmazlar. Freud'un hesabına göre, sansürcü şu olduğumuz kişiyi, özünde olduğumuz
kişiyi idare etmemize yardımcı olur ancak
Eger çocukların istediklerini yapmalarına izin verirseniz, demişti vaktiyle Anna Freud, şiddete meylederler. Eğer yetişkinlerin istediklerini söylemelerine izin verirseniz, seksten bahsederler. Sansür olmadan yaşanabilir bir toplum mümkün olamaz. Yine de, Freud'un gayet açık bir şekilde ortaya koyduğu üzere, sansürü mümkün kılan şey de sansürcülerin şiddetidir.
Sanki kendi şiddetimizi ve cinselliğimizi kullanmanın en iyi yolu şiddete ve cinselliğe şiddetli bir sansür uygulamakmış gibi:
Öfkeleneceğim yerde gülümser, öldürmek isterken ona sevecen davranırım.
Ahlak konusunda niçin bu kadar dogmatiğiz peki? Çünkü, derdi Freud, ne düşünmemiz, ne hissetmemiz ve ne yapmamız gerektiğini (ve öyle yapmazsak, neticelerini) mutlak bir şekilde biliyor gibi görünen daemonik bir figür bizi ele geçirmistir. Bir yerlerde birileri doğruyla yanlışın arasındaki farkı biliyor olmalıdır; neye inandığından emin ahlakçılar değilsek kendi zihinlerimizin karmaşıklığına katlanmak zorunda kalırız.
"Kendini tanı" demek, Musil ve Mann için, kısmen Freud için de, kendini tanıma fikri karşısında ne kadar dehşete düştüğünü bil demek nihayetinde, kendini bilmek seni nasıl bir ümitsizliğe ve dehşete düşürüyor, bil.