Senden öncesi var elbette
Sonrası da olur muhtemelen
Hayat bu bilinmez
Hadi gel bak içime, uçurumdan daha derin
Öyle bir iz ki bıraktığın
Kolay silinmez
Hatta bizler efendilerimizin işlevini yerine getirirken, küçük efendiler olduğumuzu hayal etmekle görevlendiriliyoruz. Müşteriler, mal sahipleri, patronlar, ebeveynler, kocalar, ögretmenler, bürokratlar, polisler, askerler, terapistler, doktorlar vb. olarak bize biraz yetki verildiğinde olan budur. Bu bize küçük bir telafi ve teselli hissi veriyor çünkü bu şekilde bizden alınan ve bizi ezen tüm gücün en azından önemsiz bir kısmı bize iade ediliyor. Bu ayrıca üzerimizdeki baskıyı ve sömürüldüğümüzü unutmamıza neden oluyor. Ne yazık ki unutmak hepimizi daha sömürülebilir hale getiriyor, sömürülmeye devam etmemize, kazandığımızdan fazlasını kaybetmemize neden oluyor. Bireyler olarak aldığımız küçük güç, kendimizi kolektif olarak iktidara teslim etmemizi sağlıyor. Bizi özgürleştirdiği söylense de aslında bizi hapsediyor.
Aslinda biz kimiz? Bizler Marx'in bize öğrettiği gibi, bir "toplumsal ilişkiler bütünü" yüz ve insan olarak kolektif doğamızı tanımlayan bu sosyal ilişkiler ağı, egonun değil, bilinçdışının yeridir. Her birimizin asosyal derinliklerinde saklı olduğu gizli olmayan bilinçdışı, parçası olduğumuz ve bizi oluşturan sosyal ilişkilerde ortaya çıkar. Bu ilişkiler başkalarını, bilinçli kontrolümüzün dışında olan diğer geçmiş ilişkileri çağrıştırır ve ne olduğumuza ve neyi kontrol edebileceğimize karar verirler. Kendimizi ve özbilincimizi şekillendirirler.
Bilinçdışı bizim "dış" ve "iç" dünyamızda yaşayan, tanınmayan bir şeydir. Düşüncelerimizde olmasına rağmen, düşündüğümüzün ötesindedir. Düşündüğümüz şey degildir.
Her birimiz kendi içinde ayrılmış, bölünmüş durumdayız, kendimize ötekiyiz.