İnsanlar mutsuzluğu ruha dayandırarak depresyon olarak nitelendiriyor. Ama bu bir duygu değildir [état d'âme: kelimenin tam anlamıyla ruh hali], Dante nin ve hatta Spinoza’nın ifade ettiği gibi sadece ahlaki bir başarısızlıktır[ faute: suç, kusur, suistimal, kabahat, yanlış yapma): Ahlaki korkaklık anlamına gelen ve son tahlilde ancak düşünce temelinde - yani iyi ifade etme veya bilinçdisinda, yapıda yolunu bulma görevi temelinde- konumlandırılabilecek bir günahtır. (1990, s. 22)
Lacan'ın söylem teorisi (daha spesifik olarak, efendi, üniversite, histerik, analitik ve kapitalist söylem) açısından, depresyona bu odaklanma kapitalist söylemin egemenliğine tanıklık etmektedir. Depresyonun toplumsal olarak her yerde bulunması, "cinsel ilişki yokluğunu", yani burada kurucu bir uyumsuzluk olarak anlaşılan"gerçek" boyutunu, yalnızca insanın cinsel işlevinin değil, özneler arası ilişkilerin ve toplumsal bağın da altında yatan kaçınılmaz bütünleşme, uyum ya da büyüklük eksikliğini görmezden gelmeye yönelik kolektif bir girişimdir. Bu şekilde anlaşılan depresyon, aynı şekilde, her insanı etkileyen bilinçdışı boyutunu atlama girişimidir.
toplum insan hayatını ne kadar çok mekanik terimlerle görürse, depresif durumların dallanıp budaklanması da o kadar muhtemeldir. Depresyonu, örneğin antibiyotik gerektiren bir enfeksiyonla aynı modelde tedavi etmek... tehlikelidir. İlaç, en başta kişiyi depresyona sokan şeyi tedavi etmeyecektir ve semptomlar
ne kadar çok normal olandan sapma ya da uyumsuz belirtileri olarak görülürse, hasta normun, olması gerekenin ağırlığını o kadar çok hissedecektir. (Leader, 2008, s. 3)