Arina Ronya Ceylan

Arina Ronya Ceylan
*Ver bana günahımı geri* Instagram: ar.c_poetic
Aklımızı çelmeyi başarabilen yegâne duydu: sevgi
7/10
·71 syf.··
Beğendi
·
2025 1. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 03 Mart 2025 01:24
(Ufaktan spoiler içerir, okuyucunun dikkatine!) "Bilinmeyen Bir Kadın'ın Yaşamından Yirmi Dört Saat" kitabı, kadınların toplum tarafından yargılanmaktan duyduğu derin korkuyu etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor. Kitapta, yalnız kalan ya da terkedilmiş bir kadının sevilmek uğruna her şeyden vazgeçebilme ihtimali üzerinde duruluyor. Mrs. C., onu yargılamayan birini bulduğunda, içindeki derin hisleri ve kendisine bile söylemekte zorlandığı düşünceleri bir genç adama anlatmaya karar veriyor. Ondan önce kendi içsel çatışmalarıyla yüzleşiyor ve ardından duygularını, düşüncelerini kelimelere dökme cesaretini gösteriyor. Kumar bağımlısı bir gence yardım ettiği süreçte, yaşadığı güç zehirlenmesi ve bu genci kendine bağlama arzusu, onu geçici olarak esir alıyor. Ancak güveninin sarsılmasıyla birlikte, her şeyin altüst olduğunu hissediyor. Kitapta vurgulanan bir diğer önemli nokta ise güvenin, sevgiden daha kıymetli olduğu; güven kırıldığında, o kırılmanın tüm yaşamı yerinden oynatabilecek bir yıkım yarattığı. Mrs. C. bu gerçeği derinden hissetmiş bir karakter olarak, arzularını içe gömüp yaşadığı zorlukları geride bırakabilme gücünü bulabiliyor. Artık içindekileri sesli bir şekilde ifade edebilmesi, ona yeni bir başlangıç yapma fırsatı tanıyor. Bu kitabın derinliklerinde, kadınların iç dünyalarını ve yaşamak zorunda kaldıkları duygusal çatışmaları keşfederken, onların güçlenme süreçlerine tanıklık ediyoruz. Kanımca, "Bilinmeyen Bir Kadın'ın Yaşamından Yirmi Dört Saat", sadece bir hikaye değil; aynı zamanda kadınların kimliklerini bulmalarını ve toplumun yargılarından sıyrılmalarını anlatan önemli bir eser
Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört SaatStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024151,1bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2021 12. kitabı
Aşk... İnsanı nasıl da ölüm döşeğine düşürüyor. Güzide Sabri (Aygün) (1883-1946) henüz 16 yaşındayken edebiyat dünyasına atılmış bir yazar. (İlk romanı Münevver'dir. Bu romanı, arkadaşının hayatından izler taşır.) Erken yaşta evlendirilir. Eşi Ahmet Sabri Aygün, Güzide Hanım'ın yazı yazmasını kısıtlar. Bu kısıtlamalara rağmen ikinci romanı olan Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı Makturesi'ni yazar. Bu romanla birlikte edebiyat dünyasında tanınan bir yazar haline gelir. Güzide Hanım yaşamı boyunca üretken bir yazar olmuştur. Saygıyla anıyorum. Aşk, sadakat, vicdan, saygı, duyguların yükünün ağırlığı ve bunlarla yaşamak anlatılıyor. Kavuşulmayan aşkın iki hayatı da nasıl paramparça ettiği... Ana karakterimiz Fikret, annesini küçük yaşta kaybetmiş anneannesi tarafından büyütülen, saygılı, terbiyeli, güzel bir genç kızdır. Birtakım sebeplerden hastalanır ve eve doktor çağırılır. Gelen doktor (Nejat) ve Fikret arasında bir 'ilk görüşte aşk' yaşanır. Fakat bu aşkın önünde çok büyük bir engel vardır. Aşılamayacak bir engel. Fikret aşkını kalbine gömüp gider, babasının isteğiyle evlenir. Ama kalbine gömüp vazgeçtiği aşkı onu bırakmaz. Aşkın tesadüflerle derin bir ilişkisi vardır çünkü. Fakat aşk bazen ızdıraptır, ölüme sebebiyet verir. Hayatta en çok neyden kaçarsanız, en çok ona yakalanırsınız. Yaşanamayan aşk insanı öldürür derler, yaşanan aşk bir şekilde neticelenir, peki yaşanamayan aşk? Hep bir keşke, hep bir üzüntü, hep bir keder... Üzüntü, keder bütün hastalıkların başlangıcıdır. İlk adımları onlar atar ve sonu ölüme giden bir yola sürüklerler sizi.. Siz, siz olun üzüntünün ve kederin sizi ele geçirmesine izin vermeyin. Sonunuz Fikret gibi olmasın. Bir ihtimal daha var, o da ölmek mi dersin?
Edebiyat
Ölmüş Bir Kadının Evrak-ı MetrukesiGüzide Sabri Aygün · İş Bankası Kültür Yayınları · 20214,027 okunma
10/10
·470 syf.··
Beğendi
·
2021 9. kitabı
·
Khaled Hosseini'i güçlü betimlemeleri ve güçlü kalemiyle tanıyoruz. Kendi tarzını yaratmış bir yazar. Çağının sesi olmak için uğraşan, savaş mağdurlarının ve erk egemen sistemin yıprattığı kadınların sesini duyurmaya çalışan bir yazar. Uçurtma Avcısı'ndan sonra beni en çok ağlatan kitap Bin Muhteşem Güneş oldu. Bir haraminin (Meryem) hayatının bir anda tepetaklak olması, güvendiği her şeyin yıkılmasıyla başlayan hikâye, hayatı savaşla birlikte mahvolmuş bir genç kızın (Leyla) hayata bağlı kalma mücadelesiyle devam ediyor. Başlarda birbirlerinden bağımsız yaşayan iki kadının bir şekilde hayatlarının birleşmesi, imkansız aşklar, savaşın derin yaraları, ölüm gerçeği, nefretin zamanla sevgiye dönüştüğü gibi sevginin de zamanla nefrete dönüşebileceği... Gerçeklere kalın halatlarla bağlı olup gerçeklikten bir süreliğine uzaklaştıran bir kitap. Gözümüze kocaman gelen şeylerin aslında küçücük bir toz tanesi kadar önemli olmadığını ve ölüm denen olgunun geride kalanlarda derin bir pişmanlığa yol açtığını öğretiyor bu hikâye bize. Afganistan'daki kadınların yaşadıkları acıları, ölen veya vücudunun uzuvları bedenlerinden ayrılan (özellikle) çocukların ve diğer insanların yaşadıkları felaketi anlatıyor aslında daha çok. Savaşın nelere mâl olduğunu, insanların kendi ülkelerinden kaçmak zorunda bırakıldığı iğrenç bir olgu olduğunu sarsıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Taliban'ın kim olduğunu, neler yapabileceğini, insanları rahatlıkla öldürebilecğini gösteriyor. Aslında hayatın ne kadar da ucuz olduğunu... Erkek egemen toplumun kadınlara yaşattığı zorlukları göz önüne seriyor. Ne kadar iki kadının hikâyelerinin etrafında dönüyor gibi görünse de Afganistan'daki, savaşı ve zulmü yaşayan, kadınların romanıydı Bin Muhteşem Güneş.
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,6bin okunma
8/10
·139 syf.··
Beğendi
·
2020 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 18 Kasım 2020 21:37
-Yazdıklarım sadece kendi yorumumdur, spoiler değildir. Kitabın bana kattığı ve anladığım şeylerin yorumudur, okuduğunuz için teşekkür ederim.- Kitabı beğendim. Okurken keyif aldım. Dine, din ile ilgili anlatılanlara karşı bakış açımı değiştirdi. Yer yer Kabil'e, yer yer Efendi'ye karşı öfkelendim. Bana göre Kabil ve Habil hikayesinden çok daha fazlasıydı. Kabil'in Habil'i öldürmesi değildi hikayenin temeli, Kabil'e göre Efendi(Tanrı, Allah) adaletsizdi. Kardeşiyle arasına girdi, kardeşinden nefret etmesini sağladı ve ölüm hükmünü verdi. Kabil aslında Habil'i değil, Efendisinin adaletsizliğini öldürmek istedi. Başarılı olup olmadığı bir muamma. Bunu sadece Efendi ve Kabil biliyor. Habil kıskançlığın ve Efendi'nin adaletsizliğinin kurbanı oldu. Adaletsizliğe uğrayan kardeşi olmasına rağmen, Kabil'in saldırması ve Efendi'nin hükmü vermesiyle beraber geldiği yer olan toprağa geri döndü. Fakat bu ölümde sadece Efendi ve Kabil'i suçlamak doğru olmaz, Habil Efendi'nin Kabil'i hor görmesinden sonra onunla alay edip kendini yüceltti. Kardeşinin yüreğine intikam tohumlarını o koydu.
KabilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201814,3bin okunma
Bir Çöküşün Öyküsü
8/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2020 28. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 15 Temmuz 2020 22:24
Sürekli gözler önünde olan aristokrat bir kadının, ani düşüşünü anlatan, gerçeklere dayanan bir kitap. Zweig'ın yazarlığı konusunda çok da konuşmak istemiyorum. Her şey ortada çünkü. Her eserinde olduğu gibi Bir Çöküşün Öyküsü'nde de kendi kalemini bir kere daha ortaya koymuş ve anlatımıyla kısacık öyküyü uzun soluklu bir hâle getirmiş. Şahsen Madam'ın hissettiği duyguların hepsini ben de hissettim, yer yer onunla anlaştım yer yer de yaptıklarını kendi içimde eleştirdim. Şunu da söylemek isterim, çok ters köşe yediğim bir kitaptı.
Bir Çöküşün ÖyküsüStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202591,9bin okunma