Şennur Oğuz

Şennur Oğuz
@Arinna
Öğretmen
Güzelyalı
Istanbul, 5 Temmuz
11 okur puanı
Şubat 2016 tarihinde katıldı
10/10
·80 syf.··
2017 6. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 22 Ocak 2017 12:09
Tatilimin bu başyapıtla başlaması ne güzel oldu. Bu sıkıcı, kara bulutların her yeri griye boyadığı pazar günü, dodi yanıbaşımda artık on dokuzuncu yaşının ortalarına giderken zar zor nefes alarak, ciğerlerinde gürültüyle solumaya çalışarak yatarken, içerden çamaşır makinasının sesi, annemin sesi, komşuların sesi birbirine karışmış odama doluşurken, ve odamda, yani koca ömrümün neredeyse tamamının içinde geçtiği loş ışıklı, soluk ve artık kirli mavi renkli duvarlı odamda, raflarımda artık çok sevdiğim iki insanın birbirinden güzel hediye kitapları sıralanmış bana gülümseyerek bakarken, okunacakları güne dek böyle mahcub ve güzel; pespaye, dağınık, ayrıca uykusuz uzandım yatağıma ve öyle okumaya devam ettim kitabımı. Dün başlamıştım okumaya, aylar olmuştu Stefan Zweig okumayalı, en son okuduğum kitabını sevdimse de çok da iyi bulmadığımı hatırlıyorum, öyle de yazmıştım hem..ama şimdi... Olağanüstü Bir Gece'yi okurken hem yazarı neden sevdiğimi hatırladım hem de kendimi bu tadı doya doya tadabilmek için sayfalara bıraktım. Hayatı sahteliklerle, kendi sınıfının göz aldatıcı konforlarıyla darmadağın olmuş bir adamın, artık duyguları nasırlaşmış, hiç birşey hissemediğinin farkına azar azar varan bir insanın bir suçla kendine gelişini, silkelenişini, hakikatin farkına varışını anlatıyor kitap. Hayatım boyunca en çok ilgimi çeken temalardan birisi bu olmuştur: kendi kendiyle karşılaşan, konforlu hayatları bu karşılaşmayla dağılan, kendini tanıdığını sandığı onca senedir aslında sadece bir yanılsamayla yaşadığını anlayan karakterler...Orhan Pamuk'ta aşk bir başkasına dönüşmekti, insan ancak o insana dönüştükçe kendi oluyor ama bir yandan da kendisi ortadan kayboluyordu; Katzenbach'ın psikoanalist'inde karakterimiz bir suç aracılığıyla kendini 50 yaşında tanımaya başlıyor ve
Olağanüstü Bir GeceStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2023172bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·72 syf.··
2017 7. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 25 Ocak 2017 20:43
Aslında birkaç gündür Stephen King'in 30 sene önce kısa versiyonunu okuduğum ve bu hafta kesintisiz versiyonu çıkan Korku Ağı adlı kitabını okuyorum ve büyük keyif alıyorum; ama, artık, yaşım gereği mi bilmem, vampirler, korkutucu ölüm biçimlerinin olduğu kitapları okumak istemiyorum galiba. Benimkisi bir çeşit nostalji, gençliğimi yad etmek tabii ki, yani güzel fotoğraflar ve anılarla hatırlamak daha güzel ama, söz konusu olan edebiyat ve Stephen King benim için önemli, onu eski kitaplarıyla da olsa seviyorum, ve yeniden okumadan edemezdim Korku Ağı'nı... Bugün, akşama doğru biraz bunaldım açıkçası. Kitabın negatif havasından, giderek korkutucu olan havasından uzaklaşmak istedim. Yeni kitaplarla dolu odamdaki küçük kitaplığım, yani bu siteden sevdiğim insanlardan gelen güzel yeni kitaplarla dolu raflarda arayıp buldum, aklımdaydı zaten, biraz da aradan çıkarsam mı diye düşünüyordum... Murakami galiba en çok okuduğum yazarlardan birisi olmak üzere. Okuduğum bütün eserlerini çok sevdim. Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları ile tanışmıştım onunla ve ne harika bir tanışma olmuştu! Benim için en önemli kıstas olan karakter geliştirme, karakter yaratma özelliği Murakami'de son derece yalın, rahatça akan bir kıvrak dille ortaya konuyor. Tsukuru Tazaki kesinlikle en sevdiğim edebiyat karakterlerinden birisidir, yazarın diğer eserlerini okudukça yarattığı karakterlerin birbirine benzediğini görüyorum ancak bu negatif bir etki yaratmıyor kesinlikle, çünkü Murakami gerçekten anlatmayı çok iyi bilen ve ilgi çekici kılmakta hiç sıkıntı çekmeyen bir usta. Okumayan varsa, mutlaka denemeli. Murakami'nin dünyasında paralel dünyaların misafiriyiz. Belki bütün karakterler tek bir karakterin farklı eserlerde anlatılan çoklu hikâyelerinin yansımalarıdır. Ne olursa olsun, Murakami
Tuhaf KütüphaneHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20173,563 okunma
Puan vermedi·164 syf.··
Beğendi
·
2017 94. kitabı
·
173 günde okudu
·
Okunma: 27 Temmuz 2017 10:34
Kitabımı alıp sahile indim. Evde temizlik olunca buraya inmek güzel oluyor. Deniz kenarında küçük bir cafedeyim. Daha önceden de defalarca geldim, kediler yanımda dolaşırken kitabımı okudum bir yandan, bir yandan hiç bir zaman çok sevemediğim denize baktım. Bugün hava yine boğucu, soğuk, kara gri bulutlarla üstümüz dolu, gök denize değiyor nerdeyse ve adalar bile sislerin ardında kalmış, martılar var ve sandallar, cafe de tıka basa dolu, kediler yine içeri alınmamış, alıngan alıngan camlardan bakıyorlar..bir parça yiyecek yok mu? Heinrich Böll'ün Âdemoğlu Nerdeydin? adlı kitabını okuyorum..belki yarın bitiririm. Çok da hızlı okumuyorum; çünkü tadının hemen bitmesini istemiyorum, çok beğendim ve beni etkileyen yine üslubu ve kitaptan yayılan o aşina edebiyat kokusu oldu. Yine aynı şey oluyor: olayların akışı ve neler olup bittiği değil ama o his, satır satır bana aşina gelen ve birçok şey düşündüren o üslup etkiliyor beni. Her bölümde tek başına hikâye veya roman olabilecek olayları okurken 60 sene önce gerçek ya da hayal yaşanmış bu hayatlar, ölümler bana yirmi sene öncesini hatırlattı. Zihnim ve hayâl gücüm içimde bunca sene beklemiş o görüntüleri ve anıları kaleme dökmek için iteliyor beni..hiç unutmadığım için çünkü. Ne çabuk geçmiş tabii..ama evet tabii ki hızlandı zaman ve itirazım yok buna asla..sadece şaşkınım bir yandan, bir yandan da kabulleniyorum. Kendime bakınca gördüklerim ve bu muydu diye düşününce , evet hayatın buydu senin. Böll'ün hayat sevgisiyle dolu ve anlara sıkışıp kalmış ama öldürmeye ve ölmeye yazgılı karakterleri gibi, elimde silahla tuttuğum nöbetlerde , yirmi sene öncesi, hayâl ve ümitlerle dolu ve bir yandan da kör, tecrübesiz, bir heybetli adamın gölgesinde küçük, faydasız, hayâl kurardım, gece yarıları silahlık nöbetinde elimde
Ademoğlu Neredeydin?Heinrich Böll · Can Yayınları · 2006411 okunma
10/10
·120 syf.··
2017 13. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2017 22:57
Bu gece yazmak zorundayım. Kütüphanemin senelerdir bu kadar boş kaldığını, bu kadar ıssızlaştığını görmemiştim, annemin keyifle, söylenerek kaldırdığı, torbalara ve poşetlere doldurduğu, ve elbette yeni yuvalarına doğru yola çıkan bunca kitaptan geriye gölgeleri kaldı, ve yeni boşluklar, artık yeni yeni dizilmiş halleriyle nice senenin kütüphane sakinleri, daha bir pırıl pırıl ve onca senenin yıpratmışlığına rağmen ne de güzel bakıyorlar yüzüme; onların çoğunu rafların önünde görmemiştim, yok gördümse de dikkatimi çekmemişlerdi herhalde, ama işte bu gece, Kartal'dan geldikten, bol memleket soslu bir sohbetten sonra, hem de hava daha soğukken, bir de çayımı almışken yanıma, biraz da kek, uzanıp yatağa okumak güzel olmaz mı? Raflarda gezin bakalım elim, uzan birine, diğerine, bak bakalım hangisi bu geceki misafirin ? Bu değil, öteki, o değil, bir diğeri derken, bana ne de çok şey hatırlatan, ve ne çok anıyla yüklü bu kitabı buluyorum. Fatma Barbarosoğlu, çok ince, güzel üslûbuyla nice hikâye kitabından bana hikâyelerinin konularını değil, ama tadını, izini hatırasını bırakan bir yazar. 2004'te almışım kitabı ve yepyeni hayatımın kütüphanesine koymuşum. Art arda okuduğumda kitaplarını, sevecen, ahenkli, güzel anlatımını sevmiş ve sevdiğim bir çok yazarın sakini olduğu kalbime onu da buyur etmiştim. Şimdi nice zamandır bakmadığım yüzüne bakarken böyle sevgiyle, sevecen, kitabın kırılmış kapağında solmuş renklerine dokununca, içerden taşan o tad, o yumuşak yumuşak kalbimi ezen aşinalık ve o hatıra hissi bana neler neler hatırlatıyor, neler neler, çavuşoğlu'nda, nice ihvanımla beraber çay ocağında oturup dinlerken efendimi, orta yaşa yelken açmaya hazırlanan son dönemlerimin serkeşliğiyle, sarsılarak titremiş, cıvataları yerinden sökülmüş hayatımın tam da orta yerine
Bahçeler SokaklarFatma Barbarosoğlu · Gendaş Kültür Yayınları · 200316 okunma
Puan vermedi·400 syf.··
Beğendi
·
2017 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Şubat 2017 19:44
Wulf Dorn'un geçen yıl okuduğum ve hiç beğenmediğim Oyunbaz kitabından sonra açıkçası bu sefer biraz isteksizce aldım Karabasan'ı. İyiki almışım. Beklentilerimizin düşük olduğu kitaplar bazen bizi şaşırtır ya hani, biraz beklentimizin düşük olmasındandır bu şaşırma hissi, bazen de gerçekten güzel bir sürprizdir hani söz konusu olan, işte bu sefer beni bir sürpriz bekliyordu. Dört güne ve çoğunlukla gecelere yayılan okumalarım beni çocukluk korkularıma çağırdı bir yandan, bir yandan da o yalnızlık ve kimsesizlik hissi ara ara yokladı beni. Kitapta Simon adlı genç karakterimiz korkunç bir kazada anne ve babasını çok kötü bir şekilde kaybediyor, kendisi ise aynı kazadan yaralı kurtularak beş ay psikiyatri kliniğinde yatacak şekilde büyük bir travma yaşıyordu. Eve döndüğünde onu eski hayatı bekliyor muydu ama? değişen birşeyler var mıydı? Meselâ abisi, meselâ halası, mesela beş ay önceki hayatı aynen olduğu gibi onu bekliyor muydu, yoksa Simon yaşının küçüklüğü, hayat tecrübesizliğiyle omuzlarına yüklenen bu yükü beş aydır yaşadığı korkunç kâbusları sürdürerek taşımak zorunda mı kalacaktı? Kitap bir gerilim kitabından beklenen klişelerin çoğunu es geçerek ya da bunları daha az kullanarak bizi özellikle Simon'a yönlendiriyor. Sayfalar boyunca bu kimsesiz kalmış gencin giderek daha kimsesiz kalmasını okurken, bir yandan da kâbuslarının ısrarla ona ima ettiği şeyi ve gece kurtlarındır sözünün korkunçluğunu öğrenmeye başlıyoruz. Gece kurtlarındır sözüyle bizi dışardaki düşmanlara bakmaya çağırırken yazar, bir yandan da kurdun sadece dışarıda değil içerde de yaşayabileceğini, ve zihnimizin bizi en korkunç kâbuslarla darmadağın edebileceğini de anlatıyor. Bu anlamda Karabasan aslında bir zihin terörü gibi, Simon'ı felç dahi edebilecek bir korkular silsilesi ile kıskıvrak
KarabasanWulf Dorn · Pegasus Yayınları · 20162,634 okunma