Ali Rıza MALKOÇ profil resmi
Ali Rıza MALKOÇ kapak resmi
1965 de Samsun'da doğdu. Teknik Lise elektrik bölümünden mezun oldu.Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde okudu.
Felsefe, psikoloji, sosyoloji ağırlıklı yayın ve tüm yazılı çalışmalar ilgi alanına girmektedir.
Yayın redaksiyon hizmeti de vermektedi
Şair, yazar, danışman
Üniversite
Samsun
Samsun
Erkek
233 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
1965 de Samsun'da doğdu. Teknik Lise elektrik bölümünden mezun oldu.Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde okudu.
Felsefe, psikoloji, sosyoloji ağırlıklı yayın ve tüm yazılı çalışmalar ilgi alanına girmektedir.
Yayın redaksiyon hizmeti de vermektedi
Şair, yazar, danışman
Üniversite
Samsun
Samsun
Erkek
233 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
  • Kitabı defalarca okudum. Defalarca derken abartmıyorum. Özgürlüğün Yolları serisinin ilk kitabı Akıl Çağı Başkahraman Mathieu'nun birkaç gününü anlatıyor. Kitabı okurken kitabın hikayesinden çok karakterlerin okunması gerekiyor. Karakterlerin her biri kendini var etme yolu arıyor. Ben okurken bütün karakterlerde defalarca kayboldum. Sakin bir zamanda yavaş bir şekilde okumanızı tavsiye ederim.
  • Suç ve Ceza, ciddi anlamda okuma alışkanlığı kazandığım kitap. Ne zaman okuduğun en iyi kitap ne ya da kitap tavsiyesi istense aklıma ilk gelen kitap. Ayrıca 10 puan verdiğim tek kitap.

    Romanın kahramanı Rodion Romanovich Raskolnikov 'un psikolojik buhranlarına, topluma bir türlü uyum sağlamak istemeyişine, sivri diline ve parlak zekasına tanık oluyorsunuz. Dostoyevski, kahramanımızın hayata bakış açısını, teorilerini, toplumsal ahlakı sorgulanmasını, ailesini ve aile ilişkilerini, dostlarını, düşmanlarını, tüm bunlarla olan ilişkilerini inceliyor ve muhteşem betimlemelerle sizlere de yaşatıyor. Dostoyevski öyle bir karakter yaratmış ki adamın katil olmasına rağmen sempati duymayan yoktur sanırım Raskolnikov' a. Suç olgusuna farklı bir perspektiften bakabilmeyi mümkün kılıyor bu da. Hikayedeki anlatım o kadar ayrıntılı ve gerçekçi ki sanki Dostoyevski kendisi yaşayıp da yazmış. Hatta bununla ilgili bir de doğruluğundan emin olamadığımız mevzu var. Kitap yayınladıktan sonra savcı, Dostoyevski hakkında dava açmış. Gerekçesi ise: " Bir caninin ruhsal durumunu bu kadar gerçekçi ve ayrıntılı anlatan bir kişinin geçmişinde kesinlikle bir cinayet saklıdır. " olmuştur. Kitap okuyorum, diyen herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir klasik.

    Albert Camus gibi büyük bir yazarın da takdirini almış ve ;" Suç ve Ceza'yı okuduktan sonra, ilk kez yeteneğim hakkında bir kuşku duydum. Ciddi olarak, bu işten vazgeçme ihtimalimi ölçüp tarttım " dedirtmiş bir şaheser.
  • Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum
    İncelememin daha detaylı ve kitapla ilgili çizimler içeren hali için blog'uma bakmanızı öneririm : https://kitapciziyorum.blogspot.com.tr/...odor-mihaylovic.html

    Bu incelemeyi ya hiç okumayın ya da başlamışken sonuna kadar tam olarak okuyun. Aynı Suç ve Ceza kitabının başrolü Raskolnikov gibi ya bir hiç olun ya da Raskolnikov'un emeli gibi Napolyon'a ulaşma ve kendini gerçekleştirme arzuları içerisinde kendinizi tamamlayın.

    Dostoyevski'ye ait bu kitaptan önce okuduğum 8 kitabında da kendi filminin fragmanının ve galasının yapıldığını söylemiştim. Şimdi ise filmin başladığını ve Suç ve Ceza kitabıyla beraber edebi doyum anlamında ve sorgulama konularında tam bir uçuşa geçtiğini söylemek istiyorum! Ve size bir şey söyleyeyim mi, bu uçuşa hepimiz davetliyiz. Hepimiz onun yazdığı bu yazıları yaklaşık 150 yıl sonra okuyabiliyorsak Rus Edebiyatı uçağının kokpitinden bize seslenen bir Dostoyevski var ve bizi kendi edebiyatına şahit olmak için seyahatler yapmaya çağırıyor. Bu seferki seferinin adı ise Suç ve Ceza, ayrıca sadece gidiş bileti olarak alınmış.

    Önceki seferlerinde Öteki kitabında Bay Golyadkin karakteriyle kişilik bölünmesini ve psikolojide Doppelganger ile adı geçen olayı tanıtan, Ölüler Evinden Anılar kitabıyla sırta inen kırbaçları, acıları, ruhsal paradoksları Suç ve Ceza kitabında tam anlamıyla en üst seviyelere çıkaran bu adamın Raskolnikov ülkesine gitme arzusuna davetliyiz hepimiz!

    Raskolnik kelimesinin anlamı : 17. yüzyılda din kitaplarında yapılan düzeltmeleri kabul etmeyenler.
    Suç kelimesinin anlamı : Yasalara aykırı davranış.
    Ceza kelimesinin anlamı : Uygunsuz davranışlarda bulunanlara uygulanan üzüntü, sıkıntı, acı verici işlem veya yaptırım.

    Yukarıda yazdığım 3 kavram arasında sıkışıp kalan, ruhun balta girmemiş ormanlarına balta ile dalan, devlet dairelerini, sistemleri, insanları, siyasi düzeni, inançları, sorgulamayışları, hatta kendini bile balta ile doğramaya ant içmiş bir adam var karşınızda! Raskolnikov. Kişilik bölünmelerinden dolayı sonsuz bir mayoz döngüsüne girmiş olan bu adamın içinde neler neler olmuyor ki... Raskolnikov'un içindeki kişilik bölünmelerinde sistemler ve düzenler baltalanıyor, sorgulamalar arasında ruhsal düzeni sağlamak için ellerinde balta taşıyan askerler gelip geçiyor, inançlar ve kalıpsal düşünceler baltalanıyor, devlet daireleri ve siyasi paradigmalar bir daha gelmelerini istememek amacıyla baltalanıyor ve özellikle de insanın kendisi baltalanmak isteniyor.

    Peki, ya bu baltalama olayı sonucunda aslında bütün acılar, kederler, sistemler, inançlar, diğer bütün sorgulamalar ağaçların kesilip de sonra tekrar ve daha gür çıkması gibi yerlerinden daha gür ve etkili olarak çıkıyorlarsa? Mesela öldürmesine öldürebilirsin istediğini, peki ya bu ölüler önceki durumlarında verdiği sıkıntı ve acıdan daha çok acı verirse sana aynı ağaçların kesildikten sonra daha gür çıkması gibi Raskolnikovcuğum?

    Peki, ya cinayet aleti olarak kullanılabilecek bu kadar ilkel bir aletten bir tümevarımla yola çıkılarak bütün insanlar ve bütün sistemler baltalanmak isteniyorsa? Raskolnikov'un içindeki kişilik bölünmelerinin her biri ama istisnasız olarak her birinin aklından atamadığı tek bir şey vardı, o da Napolyon olabilme ve kendini gerçekleştirebilme arzusu. Katil olmaktan çok kendini baltaya ve bu sebeple de onla gelebilecek zirveye adamışlık. Freud daha elinde lolipopla 10 yaşında dolanırken Dostoyevski Suç ve Ceza kitabında onun ileride belirteceği id kavramıyla bu kitaptaki öldürme ve hırsızlık arzusunu, ego kavramıyla bu olayın sorgulamasını, süper ego kavramıyla ise de Raskolnikov'un kıvranmaları ve bir türlü Napolyon olamayışlarını anlatmak istemişti. Bu nedenle Balta Tanrısına tapan sayısızca Raskolnikov vardı içinde bölünmüş olan.

    En keskin sorgulamaları, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisine en üst sıradan girmeyi arzulamaları, kendisini cinayet gibi bir kaç(amay)ış ile gerçekleştirmeyi istemeleri ile Raskolnikov yatağında tam bir girdap içerisinde kalmıştı. Etrafında baltalar ve Svidrigaylov, Porfiriy, Zametov karakterleri gibi ruh ezici insanlar vardı.

    Nasıl ki Kafka Dönüşüm kitabında bir böceğe, GLaDOS Portal 2 oyununda bir patatese, Tacettin Sihirli Annem'de bir köpeğe dönüşmüş ise Raskolnikov'un kendisini bir bit olarak hissetmesine şaşırmamalıydı. Çünkü o pislik bir bitin ta kendisiydi. İnsan sevgisini kendi pençesinden kurtaramadığı, Napolyon hayallerinin bir türlü gerçekleşemediği bir bitti.

    Hakan Günday Kinyas ve Kayra'da, bir fahişe ile bir rahibenin mezarlıkta yanyana olabilmelerini hayatın en gerçek anı olarak görürdü. Bu kitapta da Raskolnikov ve Sonya'nın ilişkilerini ben de aynen buna benzetiyorum. Bir katil ve bir fahişenin ilişkisinden doğan aklanamama sürecini.

    Mesleği bir bakıma toplum mühendisi olan Dostoyevski, Suç ve Ceza kitabıyla birlikte bize çok ama çok önemli bir fener tutuyor. Peki, biz hayatta ne kadar Napolyon olmayı istiyoruz? Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisinde nerede yer almak istiyoruz? Cinayet Napolyonu gibi sevgimizin Napolyonu ya da şehvetin Napolyonu mu olmak istiyoruz? Belki de iş hayatımızın ve kariyerimizin Napolyonları? Eminim ki herkes bu kitabı okuduktan sonra kafasında hayali bir spot ışığı belirecek ve sonu gelmeyen sorgulamaların içine düşecektir.

    Dunya karakterinin güzelliği için kendisiyle aynı adı taşıyan ve benim çok sevdiğim bir şarkı olan : https://www.youtube.com/watch?v=fLf6CRoY4og
    Svidrigaylov karakterinin mistikliği, karanlık yapısı ve kitaptaki Dunya ile odada yalnız kalması ve ondan sonraki o efsane sahneler için ise şu şarkıyı kesinlikle öneriyorum : https://www.youtube.com/watch?v=7WFk23_6yos

    Bu kitabı seven bir zamanlar 100den fazla ülkede yasaklanmış olan High Tension filmine bayılır. Bir film bir kitaba bu kadar benzeyebilirdi...

    Ayrıca araya komiklik baharatı olarak da hevesleri baltalayan balta karakteri olarak Baltalı İlah'tan şunları öneririm : https://cdn-st1.ofpof.com/...0x335-pthp59sxwn.jpg
    http://www.kocatepegazetesi.com/...tali-ilah-650x0.jpeg

    Eğer buraya kadar okuduysan bil ki seviliyorsun, keyifli okumalar ve acılar dilerim.
  • Bu kitabı almadan hemen önce kitap almama konusunda kendime çok sağlam bir azar çekip bir okuma listesi oluşturmuştum, bir ay boyunca bu listenin dışına çıkmak yoktu, derken, hiç hesapta yokken sürekli arar olduğum tarzdaki bu kitapla karşılaştım. Dayanamayıp kitabı aldım, alınca da okumuş bulundum. İyi ki okumuşum. Engin Geçtan bir psikoterapist, (Vikipedi, psikiyatri profesörü, psikoterapist ve yazar diyor.) Genel olarak yazarı tanıyıp ele aldığı konulara aşina olmayan, daha doğrusu insanın iç dünyası, toplum, insan-toplum psikolojisi vb konularla ilgilenmeyen, kendinin farkında olmak istemeyen ya da etrafındakilerin neden böyle olduklarına kulak kabartmak istemeyen birinin bu kitabı okuyacağını sanmıyorum. Ama ben fırsat buldukça Engin Geçtan’ın başka kitaplarını da okumak istiyorum, geç keşfettiğim bir yazar oldu. Size de tavsiye ederim. Hayat, kavramını tüm yanlarıyla onun kaleminden okumak beni pek mutlu etti, bittikten sonra da beni derin düşünmeye itti. Elindekileri harcıyorsun, elinde olmayanları bile harcıyorsun, kendini harcıyorsun, yine de olmuyor bazen insanların hayatı a’dan z’ye değişirken sen bir harfle yaşamını dolduruyorsun, onlar başlıyorlar bitiriyolar sen hep aynı yerde kalıyorsun, yürüsen de koşsan da dursan da hep ordasın işte bir şekilde ya da orası senin içinde..
  • Engin Geçtan'ın okuduğum ikinci kitabı. İnsanın içinde biriktirdiği, ruhunda olan şeyleri hastalarından örnekler vererek anlatmış. Neyiz biz, nasıl düşünür, neler yaşarız? Tepkilerimiz, olaylara bakışımız, değer yargılarımız nasıl bize yön veriyor bunları anlatmaya çalışmış. Kuantum fiziği olsun, çevremiz ya da çocukluğumuzun bize etkileri ne sonuçlar doğuruyor açıklamış bize. Kendimizi anlamak açısından oldukça güzel ve hızlı okunan bir kitap. Jung'dan aldığı bazı düşünceler ile desteklenen hayatın ayrıntılarında gizli olan bizi ortaya çıkarmış yazar. Okumanızı tavsiye ediyorum, pişman olmazsınız.
  • Yazarı ilk defa duydum. Kitabını merak ettim ve sosyal çevrede araştırınca da beğenildiğini, olumlu yorumları hatta yazarın neden diğerleri kadar ön planda olmadığı gibi serzenişlerle karşılaşınca merak edip okudum bu eseri.
    Biri 1841 diğeri 1844 yılına ait 2 bölümün birleşiminden elde edilen hikayelerden yararlanılmış bu eserde.
    İlk bölümde Tarih, Özgüven, Dostluk ve İlahi Ruh üzerinde durulurken; İkinci bölümde Şair, Tecrübe ve İlahiyat Fakültesi’nde Yaptığı Konuşma paylaşılarak kitap tamamlanmış.
    Metinlerde geçen sözlerden bazıları çok hoş. Anlatım tekniği de oldukça yalın ve pek fazla süslü dil kullanmamış. Aksine süslü anlatımlara da karşı olduğundan bahsetmiş. Tabi ki ara sıra süslü metinleri de yok değil ama genel tarzı bu ve hoş bir deneme olmuş. Gerçi çağımızın 1-2 sayfayı aşmayan ‘Deneme’ metinlerine göre ortalama 30 sayfalık deneme metni verilmesi de hoş bir durum olarak değerlendirilebilir. Söyleyeceklerim bu kadar.
    Merak eden, geçmiş yazarlara ilgi duyan arkadaşlar için iyi bir yol alternatifi. Dün yola çıkarken okudum, bugün de yoldan dönerken bitirdim. Öyle de çabuk bitebiliyor. Şimdiden keyifli okumalar ve iyi tatiller dilerim..
  • "Bı­rakın, o davetsiz gelen insan, kitap ve kurum güruhunu şa­şırtıp afallatalım; ilahi gerçeği basit bir biçimde tebliğ ederek. Söyleyin, o istilacılar Tanrı burada olduğu için ayakkabılarını çıkarsınlar."

    Bu felsefi zenginlik elbette ki Emerson gibi bir dahinin dizeleri olabilirdi... Kitap hem düşünsel hem de felsefi manada öyle yüksek bir konumda bulunuyor ki, ilk okumaya başladığımda heyecanlandığımı hissettim. Bu hissi bana yaşatan nadir birkaç kitaptan birisi olarak, eser büyük beğenimi kazandı. Abartılı övgülerden ne ben ne de Emerson hazzetmiyor olsa da; kitap gerçekten muazzam! Belki daha da fazlası.

    Emerson'u dahi, dolayısıyla da eserini dahiyane bulduğumu söylemiştim. Dehanın çeşitleri vardır denilir: Sosyal, teknik, duygusal, akli veya sezgisel... olabilir. Emerson, kanaatimce sezgisel yapıda ve akli olarak dahiliğin sınırlarında gezinmektedir. Bu bağlamda tam bir sezgisel olan Nietzsche'nin Emerson'dan oldukça etkilendiğini bilmek de beni hiç şaşırtmamıştır.

    Eserde, yazımsal olarak genel itibariyle kısa cümlelere dayalı ifade tarzı benimsenmiştir. Bu kısa cümleler arasında bazen konu dışına çıkılmış, bazen de yan dallara atlanmıştır. Bu açıdan Emerson'un eseri yazarken doğaçlama bir çalışma şeklini benimsediğini anladığımı düşünüyorum.

    Eser ne anlatıyor? diye soracak olursanız; kuşkusuz panteizm ve teizm derim. Açıkça ifade edilmemesine, hatta terimsel ifadeler olmasa da, felsefi okumalar yapanlar panteizm unsurunu açıkça göreceklerdir. Ama spinozacı panteizm'in dinsel olarak daha yoğunlaşılmış bir halini düşünmeliyiz. Eser, etik konularına, aksiyom veya önermelere de girmemiştir. Doğa'dan esinlenme diğer panteist metinler kadar yoğun değildir. Çünkü tümtanrıcılık görüşüne "ilahi kelam" ezgisi karıştırılmıştır. Bu açıdan arkeik, modern veya sade haliyle insan aklına hitap eden bir yapıdadır. Her hangi bir bilgi veya kültür seviyesine sahip insan, eseri anlayabilir. Anlatılmak isteneni kavrayabilir. Kitapta değişik konu başlıkları olsa da aslen ve asli olarak insanın ruhsal yapısı hep ön planda kalmıştır. Tek cümleyle anlatmak gerekseydi, kitabın vitrini ruh'dur derdim...

    Kitabı oldukça beğendim, beğenmediğim tek satırı da olmamıştır. Kitap son bölümünde teolojide hululiye olarak tabir edilen görüşe yakın fikirler barındırsa da fikri zenginlik açısından kıymet arzetmektedir. Tasavvuf'da vahdet olarak bilinen görüşe yakındır. Konuya sadece farklı bir perspektiften bakmıştır. Metinlerin özü, tasavvuftaki tin'e bakış açısı neredeyse aynıdır. Kesinlikle okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Şiddetle tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
  • Adı gibi hakikatten "Türk rönesansı" okuduklarımın arasında en çok etkilendiğim ilk 5 kitaba koyabilirim yerini. Zor dönemde imkansızlıklar içinde eğitimde yapılanlar insanın aklı almıyor keşke diyorum keşke devam etseydi günümüze kadar emin olun eğitim düzeyimiz çok farklı olurdu.
    Sabahattin Ali ler
    Fakir Bayburt lar
    Aşık Veysel ler
    İsmail Tonguç lar
    Hasan Ali Yücel ler
    Bu isimlerin kimi mezun kimi orada öğretmenlik yapmış kimi kurucu olmuş. Hafızamda en çok yer eden bir bölümü yazacağım aşağıya ve okumadıysanız kesinlikle okuyun kaybınız olmaz ama kazancınız pahabiçilemez.

    Sene 1891 İzmir Buca'nın Kızılçullu bölgesinde bir okul kuruluyor. Amerikan koleji. Misyonerlik faaliyetleri ile bilinen ilerleyen yıllarda da bir mezun verilecek. Kim midir?
    Adnan Menderes.
    Fakat cumhuriyet ilan ediliyor. Atatürk bu... Durmuyor. Kolej binası satın alınıyor, kapatılıyor. Ve sanki emperyalizme nispet yaparmışçasına bu bina köy enstitüsü oluyor. İşte karşınızda Kızılçullu köy enstitüsü... Atatürk devrimlerinin etkisini ege bölgesine bir ışık gibi yayıyor. Ta ki Menderes gelene kadar...
    Daha sonra köy enstitülerini kapatacak olan Menderes, zaman kaybetmeden vefalı bir mezun olduğunu kanıtlıyor. Binayı NATO' ya yani Amerikalılara geri veriyor. Bu da yetmiyor... Kızılçullu isminin komünizmi çağrıştırdığı gerekçesiyle ve Amerikalı abileri rahatsız olmasın diye bölgenin adını Şirinyer olarak değiştiriyor.
    O gün bugündür Şirinyer deki NATO karargahının önünden ne zaman geçsem Amerikan koleji mezunu Menderes in sadakatini hatırlarım.
  • İngiliz tarihine kısa bir giriş mahiyetinde. Konular seçilirken başarılı bir şekilde nokta atışı yapılmış. Kitabın çevirisi gayet iyiydi. Bu kitap daha sonra araştırma yapmak isteyebileceklere rehber niteliğinde.
  • Sevmeyi özledim biliyor musunuz?
    Kayıtsız şartsız bir gülüşü.
    Bir doğruya sevinmekten çok,
    Bir saçmalığa gülümseyebilen hoşgörüyü.
    ''Nerde kaldın'' ayazını değil,
    ''Hoş geldin'' iyiliğini.
    Hiç bir şeyle yatışmayan yürek telaşını...

    Şükrü ERBAŞ
1965 de Samsun'da doğdu. Teknik Lise elektrik bölümünden mezun oldu.Eskişehir Anadolu Ü. İktisat Fakültesinde okudu.
Felsefe, psikoloji, sosyoloji ağırlıklı yayın ve tüm yazılı çalışmalar ilgi alanına girmektedir.
Yayın redaksiyon hizmeti de vermektedi
Şair, yazar, danışman
Üniversite
Samsun
Samsun
Erkek
233 okur puanı
22 Eyl 2016 tarihinde katıldı.
2018
126/140
90%
Her gün 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 171. sırada.

Okuduğu kitaplar 258 kitap

  • Türkiye'nin Hukuk Serüveni
  • Kurgu İle Gerçeklik Arasında Hukuk Meslekleri
  • Hukuk Metodolojisi
  • Köy Enstitüleri Dosyası
  • Sosyoloji [Başlangıç Okumaları]
  • Sosyoloji Çarşısı
  • Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi
  • Kendi Kendine MBA
  • Devlet Ve Toplum Felsefesi Üzerine Denemeler
  • İnsan Olmak

Kütüphanesindekiler 255 kitap

  • Türkiye'nin Hukuk Serüveni
  • Kurgu İle Gerçeklik Arasında Hukuk Meslekleri
  • Hukuk Metodolojisi
  • Köy Enstitüleri Dosyası
  • Sosyoloji [Başlangıç Okumaları]
  • Sosyoloji Çarşısı
  • Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi
  • Kendi Kendine MBA
  • Devlet Ve Toplum Felsefesi Üzerine Denemeler
  • İnsan Olmak

Beğendiği kitaplar 253 kitap

  • Türkiye'nin Hukuk Serüveni
  • Kurgu İle Gerçeklik Arasında Hukuk Meslekleri
  • Hukuk Metodolojisi
  • Sosyoloji Çarşısı
  • Montessori Yöntemiyle Çocuk Eğitimi
  • Kendi Kendine MBA
  • Devlet Ve Toplum Felsefesi Üzerine Denemeler
  • İnsan Olmak
  • Eğitici Tolstoy
  • Dünya Tarihi 101-Bir Çırpıda Uygarlıklar Tarihi

Beğendiği yazarlar 14 kitap

  • Ahmet Özgür Türen
  • İbrahim Emiroğlu
  • Taha Akyol
  • Atasoy Müftüoğlu
  • Gürdal Öztürk
  • Abdulkadir Şenkal
  • Afşar Timuçin
  • Jiddu Krishnamurti
  • İlber Ortaylı
  • Marlo Morgan