Sessiz bir taşra gecesinde, kapı açılıyor yavaşça ve yılların getirdiği yorgunluğun gıcırtısıyla...İçeri giren, yağmurun paklığını, güneşin sıcağını, ağacın yeşilini getiriyor kendiyle beraber. İçeri giren; gözlerinde yaş, yüreğinde yangın ile düşleri içinde, güzelliği dışına taşmış geliyor. İyiliği, insan kalmayı getiriyor. Düşlerin terk ettiği şehirden kaçıp, kuşları bulmaya geliyor, içeri gelen.
Kapı dört kez açılıyor, üçü sevdanın biri feleğin vurgununu getiriyor.
Kapı açılıyor, Sıtkı geliyor...
Rüzgar önüne katıp, getirmiş Sıtkı’yı. Yol da rüzgar da devadır kalbe. İyileşmeye geliyor Sıtkı, iyileştirmeye.. Vesikalı yârim geliyor Sıtkı ile beraber. Yeşilçam geliyor. Kağıt geliyor. Boya geliyor. Sıtkı, bodrum kattan çıkıp, sanatı getiriyor. Sanatın zenginliğini, insanın fakirliğini getiriyor.
Kapı açılıyor, Civan gibi bir delikanlı geliyor...
Civan’ın gelişi, merhameti getiriyor.
“ bu ana baba sevgisi görmemiş yetim çocuk, bu kadar merhameti nasıl biriktirmiş içinde?” (syf54)
Sorusu geliyor Civan’la. Terk edilme geliyor. Küçük ayakları ile ezdiği izmaritler geliyor. İnsanı, oyuncak sananların kötülüğü geliyor. Civan, bu kötülüğe karşın nasıl iyi kalınacağını getiriyor bize. Sesinin yanıklığında yarasını yalayan türküleri getiriyor. İnsanların direnme gücünden yoksun olduğu bu zamana, inancı, azmi getiriyor Civan. Kapı iyi ki Civan’ı getiriyor...
Kapı açılıyor, Sarhoş Mustafa geliyor.
Bakmayın sarhoş dediğime hepimizden çok ayık Mustafa. Hepimizden çok bilincinde bu hayatın.
“acılarımız, öğretmendir bize”
6 yaşında annesi ölünce, öğreniyor Mustafa. Üvey annesi, okula göndermeyince öğreniyor. Babası katil olup, hapse girince öğreniyor.
Mustafa, “öğrenmeyi” getiriyor. Tüketmeden, tükenmeden yaşamayı getiriyor bize. Mustafa’nın eski fotoğraf