Arzunalbant

Arzunalbant
@Arzunalbant
"çiçekler mayalansın göğsümüzde"
Puan vermedi·175 syf.··
2019 28. kitabı
Tepsideki simitler biter, avludaki evlatları -güvercinleri- doyurmanın keyfi bitmez... Arkadaşla yapılan ilk siftahlar bitmez. Simidi bölüşürken kısa çöp çekmeler bitmez. Karpuzları da kasaları da sıralamak biter...Akşam eve dönünce kucağında koca bir karpuzla, annenin gülümsemesi bitmez. Nöbet kulübesindeyken asker, mermi biter de iç cebindeki vesikalı Yâr’in yarenliği bitmez. Yarenlikten alıp kendinde bulduğu güçle tutunur asker. Ateş topu para, saklandığı yeri kül eder, miras pay edile edile biter de muhtaç omuza pay edilen yerde söner ateş. Orada ırmak çağlaması bitmez... Aldığın, sattığın, mal mülk biter. Gençlik biter. Derman biter. Bunca bitmişliğe karşın, köşe de sakladığın çocukluğun bitmez. Akşamları saklambaç oynadığın çocukluğun, hani komşunun erik ağacına tırmandığın, düşüp dalını kırdığın, sonra tabana kuvvet kaçtığın çocukluğun bitmez. Tozlu bir kutudan çıkan topaçlar, tekrar tekrar doğurur çocukluğunu. Hele sen, buzun üstünde çocuklara bırakırsan topaçları... Hayat bu ya, hep bir yarış var etrafta. Hep bir etrafın içindeyiz. Etraf hep bir yenilgi sanki. Sanıyoruz ki, bitmeyecek bu “hep bir”ler ... Yanılıyoruz oysa. Bir çocuğun dileğine tutunmuşsak, “hep bir”ler tükenir, galibiyetler bitmez. Bir çocukla, çocukken binemediğimiz mavi bisiklete binebiliyorsak, üstelik bisikletin zili “düttt düttt” yankılanıyorsa çıkmaz sokakta, pistin sonundaki kurdeleyi göğüslemelerimiz hiç bitmez. Sevdalar naylondansa, “iki kalp arasındaki en kısa yol” da kalp de biter. Canının daimi konuğu olmuyorsa, gelip geçiciyse gelen canının tahtlığı biter. Yanmak değilse dert, ruhun özgürlüğü biter. Yanmaktır adı aşk...Gönlün, kutsiyetin ev sahibisi olduğu yerde aşk bitmez. Aşkın var olduğu yerde ruh tükenmez. Bir saka ötüyorsa bir ağaç dalında, üstelik ağaç
Hayat GüzeldirMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 20115,1bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·92 syf.··
2019 27. kitabı
“Kalabalıkta kimsenin yüzü kendinin değildir “ (syf78) Kalabalıkta herkes birbirine benziyor. Aynı yüz, aynı el, aynı saç, aynı kıyafet. Hatta aynı düşünce. Kalabalıkta insan tek tip. Renkler yok. Sesler yok. Kimse duymuyor, konuşmuyor. Kalabalıkta sadece asgari sesler çıkıyor. Asgari sesler boşluğu dövmekten öteye gitmiyor, gidemiyor. Kimse görmüyor. Kimse fark etmiyor bir kuşun göğe yükselişini, kelebeğin süzülerek can verişini. Baharın gelişini, kışın bitişini...Zaman akıp gidiyor boşluğa, mevsimler kaçıyor bilincine varmıyor kimse kalabalıkta. Kalabalıkta kimse kalbini dinlemiyor. Kimse kalbini ısıtmıyor -derin bir sancı bu. Kalp buz, el buz, ev buz.- Kalbinden bihaber insan, kendinden bihaber yürüyor bu yolda... Yol devadır, yürümek devadır da; hep kalabalığa yürüyen insan, manadan uzaklaşıyor. Sırra giden yolu terk ediyor. Üstelik son dönemeç de kaçmak üzere, kalabalıkta fark etmiyor insan bunu. Kalabalık bir metadır. İnsan, topraktan bir hazine. Çınar saksıda büyümez. Hazine satılık olmaz. Kalabalıkta unutuyor insan bunu. Kalabalık insana unutturuyor. Oysa unutursak, yitiririz, dalından kopmuş yaprak misali savrulur gider benliğimiz. Kalabalıkta herkes görünen tabloda yerinde. Görünen tablo hakikat mi? O yer gerçekten bizim mi? Bilen yok. Kalabalık, sürüklediği yeri veriyor insana. İnsanı bilen yok. Sürüklendiği yerde koltuk buldu mu mutlu insan. Koltuk ateşten bir top mu, yoksa karda açan çiçek mi? Kalabalıkta bu sorulara cevap yok. Kalabalığın karşısında, kapanmayan defter, tüm gücüyle mazi var. Var, var olmasına da mazinin gücü güçsüz artık. Güçsüz gücü emziren analar kalabalıkta kaldı. Kalabalıkta yakılan ateş; kainatı okuyan ve okutan ne varsa kül etti. Biri çıksa, biri kalabalıktan çıksa ve küle tüm nefesini verse
SırMustafa Kutlu · Dergah Yayınları · 202110,2bin okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2019 26. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 02 Mayıs 2019 18:39
Sessiz bir taşra gecesinde, kapı açılıyor yavaşça ve yılların getirdiği yorgunluğun gıcırtısıyla...İçeri giren, yağmurun paklığını, güneşin sıcağını, ağacın yeşilini getiriyor kendiyle beraber. İçeri giren; gözlerinde yaş, yüreğinde yangın ile düşleri içinde, güzelliği dışına taşmış geliyor. İyiliği, insan kalmayı getiriyor. Düşlerin terk ettiği şehirden kaçıp, kuşları bulmaya geliyor, içeri gelen. Kapı dört kez açılıyor, üçü sevdanın biri feleğin vurgununu getiriyor. Kapı açılıyor, Sıtkı geliyor... Rüzgar önüne katıp, getirmiş Sıtkı’yı. Yol da rüzgar da devadır kalbe. İyileşmeye geliyor Sıtkı, iyileştirmeye.. Vesikalı yârim geliyor Sıtkı ile beraber. Yeşilçam geliyor. Kağıt geliyor. Boya geliyor. Sıtkı, bodrum kattan çıkıp, sanatı getiriyor. Sanatın zenginliğini, insanın fakirliğini getiriyor. Kapı açılıyor, Civan gibi bir delikanlı geliyor... Civan’ın gelişi, merhameti getiriyor. “ bu ana baba sevgisi görmemiş yetim çocuk, bu kadar merhameti nasıl biriktirmiş içinde?” (syf54) Sorusu geliyor Civan’la. Terk edilme geliyor. Küçük ayakları ile ezdiği izmaritler geliyor. İnsanı, oyuncak sananların kötülüğü geliyor. Civan, bu kötülüğe karşın nasıl iyi kalınacağını getiriyor bize. Sesinin yanıklığında yarasını yalayan türküleri getiriyor. İnsanların direnme gücünden yoksun olduğu bu zamana, inancı, azmi getiriyor Civan. Kapı iyi ki Civan’ı getiriyor... Kapı açılıyor, Sarhoş Mustafa geliyor. Bakmayın sarhoş dediğime hepimizden çok ayık Mustafa. Hepimizden çok bilincinde bu hayatın. “acılarımız, öğretmendir bize” 6 yaşında annesi ölünce, öğreniyor Mustafa. Üvey annesi, okula göndermeyince öğreniyor. Babası katil olup, hapse girince öğreniyor. Mustafa, “öğrenmeyi” getiriyor. Tüketmeden, tükenmeden yaşamayı getiriyor bize. Mustafa’nın eski fotoğraf
İyiler ÖlmezMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20166,6bin okunma
Puan vermedi·207 syf.··
2019 25. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2019 21:27
“Her bakımdan sınırlı ve sonlu olan bu dünyanın ötesinde sonsuz ve sınırsız olanla nasıl münasebet kurabilirim?” (syf184) Nur, nura ulaşma yolunda bir garip yolcu. İçindeki Firavun’a bir Musa, İçinin zifiriliğine bir mum ışığı, Maneviyatını yitirmiş bu çağda, bir insan’e Kamil, arıyor... Betonun soğukluğunu giderecek, göğe yükselip, göğse dokunmayan apartman odalarını yıkacak bir güç arıyor. Kanayan yarasını güzelleştirecek aşkı bulmak derdi. “taşı havaya atıp Başını altına tutmaktır Adı aşk” deyişlerini duyuyor, yarasının daha çok kanayacağının bilincinde. Bilincinde olduğu bir şey daha var; kan kalbinin yarasını iyileştirecek. Varsın kanasın... Ağaçlarla, bulutlarla, yollarla muhabbet halinde. Yolun lisanından anlayan yolcu, menzile ulaşır, bunu biliyor Nur. Menzili, “bulma”ya dayalı. Kalbinde kuş var Nur’un. Seher vakti çimenleri gözyaşı ile sulayanlara dost bir kuş.Kuş güçsüz gücünü besliyor Nur’un. Şeyh Galip’i okuyor Nur, Mevlana’yı, Yunus’u... Yolun lisanını öğreniyor. “Bana kendi ta’limden bir siyah sitare düştü” Nasibi öğreniyor yoldan. Yolda dolan heybesini, heybesindeki nasibini seviyor Nur. Şehirleri geziyor, sokak sokak yürüyor... Nur yürüdükçe, tutunacak dalı artıyor. Nur yürüdükçe, kurtulmanın kurtarmak olduğunu anlıyor. Yürüdükçe toprağa güveniyor. Nur yürüdükçe iyileşiyor. Dedim ya; Nur, nuru arayan bir garip yolcu. Kavuştu mu nuruna, yoksa attığı her adım hasret mi koydu gönlüne? Bilemem. Bir soru sordu ve düştü yollara... Görevim, bir yolcudan haberdar etmektir sizi. Bir de bir insan’e Kamil’in kalbinden gelen sesi, duyurmak. Şöyle diyor kalbi; “Ara, ara evladım. Aramakla bulunmaz ama bulanlar arayanlardır”
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,910 okunma
Puan vermedi·212 syf.··
2019 21. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2019 00:24
“İnsanoğlu dünyaya niçin gelir? Herhalde bir bahçe kurmaya gelir.” (syf70) Dönüp ömrümün bahçesine bakıyorum, Neler ekmiş, neler soldurmuşum? Bir de dönüp, Gülpaşa çavuşunun oğlunun ömrünün bahçesine bakıyorum. Islak kayanın bağrında, dağın başında neler yeşertmiş. Usul usul nasıl da cennet eylemiş bozkırı. Bir hevesle atılsak biz de Muhterem Bey gibi, Derviş yardım etse, köylü elimizden tutsa diyorum. Ama sonumuz ona benzemese. Gülpaşa Çavuşunun oğlunun “öldüm ve bir bahçeye gömüldüm...” dediği yerde yeniden yeşertsek kayısıları... hem belki nar da ekeriz biz. “Gayret bizden tevfik Allah’tan” diyerek düşsek yollara. Köyün yoluna. Gücümüz yeter mi? Sabah erkenden düştüğü tek yol, okul/iş yolu olan ve sadece egzoz gazına, korna gürültüsüne alışmış vücudumuz ; merkeple gidilen, kışın karın kapattığı, dolambaçlı köy yoluna alışabilir mi? Her aradığımızı on adım uzağımızdaki dükkanlarda bulabiliyorken, yeni bir şeyler görmek, alabilmek için Çerçi Cemil’i beklemeye ya da bizim için sıcağı soğuğu ayrılmış çeşmeler varken, Akpınar’a kadar gidip, su taşımaya alışabilir miyiz? Her şey bu kadar kolay -kolay ve değersizken- kıymeti olanlara sahip olmaya alışabilir miyiz? Sabahları günaydın demekten acizken komşumuza, köy meydanındaki sıcaklığa, birlikte erişte kesmelere, reçel kaynatmalara alışabilir miyiz? Biz her şeyi biliyorken, “akıl akıldan üstündür” “vardır ataların bir bildiği” sözlerini çoktan unutmuş ve burnumuzun dikine dikine giderken, Berber Hacı’ ya akıl danışmaya alışabilir miyiz? Her şeyden yorulmaya, oflamaya, puflamaya alışmış, bu alışkanlıkta gönlümüzü unutmuşken, asıl yorgunluğun gönül yorgunluğu olduğunu kavrayabilir
Beyhude ÖmrümMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 201910,1bin okunma