Gelmiş geçmiş en iyi günlerdi, gelmiş gitmiş en kötü günlerdi; hem bilgelik cayıydı hem ahmaklık; hem inancın devriydi hem şüpheciliğin; hem aydınlık hem Karanlık Bir mevsimdi; umudun baharı, umutsuzluğun kışıydı; Hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu; hepimizi ya doğruca Cennete girecektik ya da tam aksi istikamete -özetle; şu an İçinde bulunduğumuz döneme öyle benzer bir dönemdi ki dönemin, sesi en çok çıkan otoriteleri bu günler hakkında -olumlu anlamda da, olumsuz anlamda da- ancak ve ancak "en" sözcüğü kullanarak konuşulabileceğini iddia ediyorlardı.
'Kişi yeterince soğukkanlı, cesur, akıllıysa, işlediği cinayet de vicdanında yara açmayacak kadar haklı bir nedene dayanıyorsa kusursuz bir cinayet işlenebilir.'
Bu insanlar, acaba ortadan kaldırılmasına karar verdikleri insanda, bir aklın, yaşama dört elle sarılmış bir aklın, ölüme hazır olmayan bir canın olduğu düşüncesini hiç mi akıllarına getirmiyorlar?
"Gördün mü? Derhal sapıtıyorsun. Hayatta hiçbir şey, uğrunda ölmek için istenmez. Her şey yaşamamız için olmalıdır. Hatta biraz ileri gideyim, kendi yaşamımız için... Sen kafanın içindeki yokluğa o kadar saptamışsın ki, derhal uğrunda can feda edecek bir şey arayarak ikinci bir yokluğa dalmak istiyorsun! Yaşamak, herkesten daha iyi, herkesten daha üstün yaşamak, insanlara hakim olarak, kuvvetli, belki de biraz daha az zalim olarak yaşamak... Dünyada Bundan başka istenilecek ne vardır? Hayatını bu gayeye vakfet, görürsün, nasıl birlikten bile canlanacaksın!"