Arzu Polatkan

Arzu Polatkan
Öğretmen
Lisans
728 okur puanı
Nisan 2020 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Momo’nun Gözlerinden Adaletsiz Bir Dünya
Puan vermedi·197 syf.··
2026 9. kitabı
·
33 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 14:28
Emile ajar Romain Gary (Emile Ajar) Romain Gary’nin, Emile Ajar maskesinin ardına gizlenerek bize sunduğu bu başyapıt, sevginin tanımını sözlüklerden çıkarıp Paris’in arka sokaklarındaki o tozlu kaldırımlara indiriyor. Kitabı bitirdiğinizde anlıyorsunuz ki; kalemin gücü, sadece anlatılanın trajedisinde değil, o trajediyi on yaşında bir çocuğun masumiyetine sığdırabilmesindedir. Romanın kalbinde atan o küçük ama devasa nabız, Arap ve Yahudi bir kimliğin ortasında hayata tutunmaya çalışan Momo’dur. On yaşında bir çocuğun gözlerinden; yoksulluğun, dışlanmışlığın ve göçmenliğin en çıplak halini izliyoruz. Paris’in lüks vitrinlerinden uzakta, hayatın kıyısında köşesinde kalmış insanların dünyası bu. Momo bize sadece bir hikâye anlatmıyor; yaşamı, kendini ve adaletsizliğin o keskin kokusunu soluyarak dünyayı tanımamıza rehberlik ediyor. Eseri asıl değerli kılan da bu: Onca yoksulluk, onca yalnızlık ve onca sorun varken hayata "seve seve" tutunmanın o mucizevi inadı. Kitaptaki ifadeleriyle yazacağım konuyu: ) kendisi de bir orospu çocuğu olan Momo hem kendini Arap ve hem de diğer orospu çocuklarını anlatıyor.Eserde hem pezevenkleri hem de alemin orospu, travesti, kopuk gibi unsurlarını bu tabirlerle anlatıyor.Momo' nun gözünden tanıyoruz bu alemi. Anlattıkları içinde en sevimlileri ise Madam Rosa ve Madam Lola’ydı. Doktor Katz’da alemin dışında duran fakat alemi iyi bilen ve tüm ahali tarafından güvenilirliği tescil edilen biri. Yaşlı Madam Rosa hikayenin geçtiği hanın tüm sakinlerine kol kanat geren sevimli şişman bir teyze. Momo karakterinin bünyede bıraktığı etkiyi yadsımak mümkün değil. Onun gözünden akan hayat; hem çok sert hem de bir o kadar kırılgan. Kitabı okurken altı çizilecek satırlardan başınızı kaldırıp, "Sevgi gerçekten her şeye yeter mi?" diye düşünmeden edemiyorsunuz. Madam
Onca Yoksulluk VarkenRomain Gary (Emile Ajar) · Agora Kitaplığı · 20095,8bin okunma
Reklam
Aşkın Karanlık Sureti
9/10
·284 syf.··
2026 8. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 16:17
Javier Marías’ın ustalık dolu kaleminden süzülen Karasevdalılar, okuru sadece bir hikâyeye değil, insan ruhunun o puslu ve tekinsiz koridorlarına davet ediyor. Bu metni, romanın hissettirdiği o yoğun melankoliyi ve felsefi derinliği daha fazla vurgulayacak şekilde, adeta bir iç döküş gibi yeniden . Javier Marías ile tanışmamı sağlayan Karasevdalılar, zihnimde sadece bir kitap olarak kalmadı; içimde yankısı dinmeyen sessiz bir çığlığa dönüştü. Ölümün soğukluğu, yaşamın telâşı ve kayıpların o ağır gölgesi, romanın satır aralarına öyle bir ustalıkla sızmış ki; okurken kendimi bir olay örgüsünün içinde değil, bizzat kendi vicdanımın ve düşüncelerimin labirentinde yürürken buldum. Romanın merkezindeki Maria Dolz için, her sabah kafede izlediği Miguel ve Luisa çifti sadece bir "manzara" değil. Onlar, Maria’nın kendi sıradan ve belki de renksiz hayatında tutunduğu bir masal, bir sığınak. Onları "kusursuz" olarak nitelendirmesi, aslında hepimizin içindeki o evrensel açlığın bir yansıması...Eksik yanlarımızı, başkalarının tam görünen hayatlarıyla yamama çabası.Ancak Marías, o meşhur gözlem gücüyle bize şunu hatırlatıyor: En pürüzsüz görünen yüzeylerin altında bile derin çatlaklar, karanlık sırlar ve açıklanamaz boşluklar vardır. Yazarın "karasevdalılar" dediği karakterler, sadece kavuşamayan aşıklar değil; kendi duygularının mahkûmu olmuş, tutkularının karanlığında yolunu kaybetmiş ruhlar. &Maria’nın Javier’e duyduğu o çaresiz hayranlık, &Javier’in Luisa’ya olan ve sınırları zorlayan bağlılığı… Her biri, sevginin sadece yaşatmak değil, bazen nasıl yok edici bir güce dönüşebileceğinin kanıtı. Maria, hikâyeyi bize anlatan kişi olsa da aslında bir hayalet gibi; olayların merkezinde değil, hep kıyısında. İzliyor, hissediyor ama kaderin akışını değiştiremiyor. Bu pasiflik, okuru
Edebiyat
KarasevdalılarJavier Marias · Yapı Kredi Yayınları · 20221,112 okunma
“Bir Kitaptan Fazlası”
10/10
·255 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 00:00
Esra Kahya’nın 2021 Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’ne layık görülen Kambur’unun, yazarın kaleminde genişleyip yeniden hayat bulan hâli Bir İntihar Çok Ölüm, uzun zamandır beklediğim bir karşılaşmaydı. Kambur’un ilk baskısını bulamamanın eksikliğini yıllarca içimde taşımışken, bu yeni metinle buluşmak sanki gecikmiş bir yüzleşme gibiydi. Yine de içimde bir yerde, o ilk hâlin izini sürme arzusu yaşamaya devam ediyor.Bir gün Kambur halini okumayı da bekliyorum. Bu kitap hakkında konuşmak, onu anlatmaktan çok,ona yeniden maruz kalmak gibi. Çünkü bazı metinler vardır; okunduğunda bitmez, insanın içinde sürmeye devam eder. Bu da onlardan biri. Kendimi her zaman hızlı bir okur olarak bilirim. Ama bu kez sayfalar ilerlemedi; her cümle bir yerde durdurdu beni. Okumak, bir eylem olmaktan çıktı, bir tür katlanmaya dönüştü. Çünkü metnin taşıdığı duygu, yüzeye çıkmak için bağırmıyor; aksine, sessizliğiyle insanın içine işliyor. Ve o sessizlik, en gür çığlıktan daha sarsıcı. Yazarın dili şaşırtıcı derecede yalın. Kullanılan imgeler,çağrışımlar ise harikulade. Hayran kaldım.Ancak yalınlık demişken, bir sadelik değil; aksine, incelikle kurulmuş bir derinlik. Cümleler süslenmeden, ajite edilmeden, olduğu gibi duruyor. Ve tam da bu yüzden, okurun kalbine dolaysızca temas ediyor. Okurken hissettiğim şey, bir hikâyeye tanıklık etmekten öte, bir ruhun kırılma anlarına şahit olmaktı. Metin, duyguyu büyütmek için çaba harcamıyor; çünkü zaten yeterince ağır anlatılanlar. Okurdan beklediği tek şey, o ağırlığı hissetmeye razı olmak. Ve ben, her sayfada biraz daha o yükün altına girdim. Bazı cümleler vardı ki, altını çizmek yerine içime kazındı. Bu kitap, anlatmakla değil, susmakla çoğalan bir metin. Bitirdiğimde zihnimde kalan şey bir hikâyeden çok bir his oldu: içe çöken, sessiz, ama uzun
Edebiyat
Bir İntihar Çok ÖlümEsra Kahya · İletişim Yayınları · 2026479 okunma
Korkunun Coğrafyasında Kadın Olmak
10/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Ocak 2026 19:57
Sibel K. Türker’in kaleminden çıkan "Cennette Gibiyim", sadece bir roman değil; bir kadının ruhundaki kırık aynalardan sızan keskin bir çığlık, bir yüzleşme maratonu. Duygu Asena ve Attilâ İlhan gibi iki dev ödülle taçlanması boşuna değil; Türker, Türk edebiyatında acıyı estetize etmeden, onun yakıcı çıplaklığını iliklerimize kadar hissettiren usta işi bir atmosfer kurmuş.Yazarımız Sibel K. Türker bir röportajında eseri yazma amacını şöyle açıklar: " Bu dünyanın bitmeyen acıları, sıkıntılarıyla bir cehennem olduğunun altını çizmek istedim. Cennet mutlaka sonrası olmalıydı, şimdi değil, burada değil, bu zamanda değil. Yaşadığımız yer savaşlarıyla, öldürmeleriyle, korkunçluğuyla cennete fersah fersah uzaktı. İşte böyle karmaşık fikirlerden çıktı roman. Ama son noktada bir kitabın adında Cennet sözcüğü geçiyorsa, Cehennemden yazılmıştır, buna emin olun..." ​Okurken insanı sarsan, nefesini kesen bu eseri neden çok sevdiğimi ve neden her satırında kendimden ya da "bizden" bir şeyler bulduğumu anlatmak istiyorum. ​Yazarın da belirttiği gibi, kitabın adı bir vaat değil, bir ironi. Temenni’nin hikayesi, daha 14 yaşındayken annesinin babası tarafından katledilmesine tanıklık etmesiyle bir "cehennem" tasvirine dönüşüyor. Temenni, bu ağır yükle yürürken bizlere şunu fısıldıyor: "Keşke küçük bir çocukken ölebilseydim, cennetimi yanımda götürürdüm." (S.7). Bu cümle, masumiyetin daha çocukken nasıl infaz edildiğinin en yalın kanıtı. ​Romanın en can yakıcı temalarından biri, bir kadının hayatta kalmak için seçmek zorunda kaldığı sığınaklar... Temenni’nin, hapisten çıkacak katil babasının korkusuyla, kendisinden yaşça büyük ve kendisini hiç sevmeyen bir adama sığınması, toplumsal bir trajedinin bireysel yansımasıdır. Bir erkeğin şiddetinden kaçarken başka bir erkeğin ilgisizliğine
1000Kitap
Cennette GibiyimSibel K. Türker · İthaki Yayınları · 2024241 okunma
Bir Yasın Edebi Kuşatması mı, Yoksa Kederin Tahakkümü mü?
8/10
·208 syf.··
2026 2. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Ocak 2026 16:37
Georgi Gospodinov’un her ne kadar roman türünde raflarda yerini alsa da ruhuyla bir anı-roman olan eseri Bahçıvan ve Ölüm, okuru oldukça karanlık ve sarsıcı bir koridora davet ediyor. 2023’ün sonunda babasını kaybeden yazarın, bu kaybın hemen ardından sıcağı sıcağına kaleme aldığı metin; bir evladın babasının hastalığı ve ölümüyle imtihanını anlatıyor. Ancak bu anlatı, sadece bir veda değil, okuru kederin içinde boğulma tehlikesiyle karşı karşıya bırakan bir keder sağanağı. ​Eserin tüm yükü, neredeyse tek bir cümlenin trajik ağırlığı etrafında dönüyor: “Babam bir bahçıvandı, şimdi ise bahçe." (S.11). Gospodinov, kanser teşhisi konmuş, etrafına yük olmamak için muzip bir tavırla "Korkacak bir şey yok!" diyen babasının eriyişini izlerken, kendi deyimiyle tek başına bir "keder devriyesi" atıyor. Ancak yazarın bu devriyesi, bir noktadan sonra okur için duygusal bir ablukaya dönüşüyor. ​Gospodinov’un kalemi her ne kadar samimi olsa da, esere dair en büyük eleştiri noktası tam da bu samimiyetin sınırlarında yatıyor. Yazar, kendi acısını aktarırken o kadar yoğun bir duygusal baskı kuruyor ki, okur bir noktadan sonra nefes alacak alan bulamıyor. Kendi acısı üzerinden kurduğu yoğun edebiyat, yas sürecini bir keşiften ziyade bir duygusal tahakküme dönüştürüyor. ​Özellikle benzer travmaları henüz taze olan okurlar için bu kitap, bir teselli olmaktan çok, insanın üzerine çöken siyah bir bulut gibi. "Neden hiç kimse bize nasıl ölündüğünü öğretmez?" sorusuyla başlayan bu karanlık, metnin her satırına sirayet ediyor ve okuru kendi kederiyle boğuyor. ​Gospodinov, hastane odalarındaki o soğuk dili şöyle tanımlıyor: "Şimdiye kadar Latincenin ölü bir dil olduğunu bilirdim. Şimdi onun ölümün dili olduğunu biliyorum. Ölüm Latince konuşur." (S.32). Yazar, bu tip metaforlarla ölümü
Edebiyat
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,2bin okunma
Reklam