Esra Kahya’nın 2021 Ahmet Hamdi Tanpınar Roman Ödülü’ne layık görülen Kambur’unun, yazarın kaleminde genişleyip yeniden hayat bulan hâli Bir İntihar Çok Ölüm, uzun zamandır beklediğim bir karşılaşmaydı. Kambur’un ilk baskısını bulamamanın eksikliğini yıllarca içimde taşımışken, bu yeni metinle buluşmak sanki gecikmiş bir yüzleşme gibiydi. Yine de içimde bir yerde, o ilk hâlin izini sürme arzusu yaşamaya devam ediyor.Bir gün Kambur halini okumayı da bekliyorum.
Bu kitap hakkında konuşmak, onu anlatmaktan çok,ona yeniden maruz kalmak gibi. Çünkü bazı metinler vardır; okunduğunda bitmez, insanın içinde sürmeye devam eder. Bu da onlardan biri.
Kendimi her zaman hızlı bir okur olarak bilirim. Ama bu kez sayfalar ilerlemedi; her cümle bir yerde durdurdu beni. Okumak, bir eylem olmaktan çıktı, bir tür katlanmaya dönüştü. Çünkü metnin taşıdığı duygu, yüzeye çıkmak için bağırmıyor; aksine, sessizliğiyle insanın içine işliyor. Ve o sessizlik, en gür çığlıktan daha sarsıcı.
Yazarın dili şaşırtıcı derecede yalın. Kullanılan imgeler,çağrışımlar ise harikulade. Hayran kaldım.Ancak yalınlık demişken, bir sadelik değil; aksine, incelikle kurulmuş bir derinlik. Cümleler süslenmeden, ajite edilmeden, olduğu gibi duruyor. Ve tam da bu yüzden, okurun kalbine dolaysızca temas ediyor. Okurken hissettiğim şey, bir hikâyeye tanıklık etmekten öte, bir ruhun kırılma anlarına şahit olmaktı.
Metin, duyguyu büyütmek için çaba harcamıyor; çünkü zaten yeterince ağır anlatılanlar. Okurdan beklediği tek şey, o ağırlığı hissetmeye razı olmak. Ve ben, her sayfada biraz daha o yükün altına girdim. Bazı cümleler vardı ki, altını çizmek yerine içime kazındı.
Bu kitap, anlatmakla değil, susmakla çoğalan bir metin. Bitirdiğimde zihnimde kalan şey bir hikâyeden çok bir his oldu: içe çöken, sessiz, ama uzun