Ayşe Sayım

Ayşe Sayım
Hukuk, Doktora Öğrencisi
10/10
·496 syf.··
Beğendi
·
2025 27. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 27 Mart 2025 11:01
Kitabın ilk yüzelli sayfasını okurken “Ah be Zweig!” dedim içimden. “Vatansız kaldığın ömrünün o son demlerinde, doğacak güneşi beklemeye sabrım kalmadı diyerek hayatına son verecek kadar büyük acılar çektiğini bilmeseydim, sanatın ve edebiyatın cenneti Viyana’da geçirdiğin ilk gençliğin için kıskançlıktan deliye dönebilirdim.” Otuz yaşına kadar peşimi bırakmayan o hayata geç kalmışlık hissi otuzdan sonra yerini her şeyi tam vaktinde yaşadığım, hatta bazı şeyler için çok bile erken olduğu duygusuna bıraktı. Bunu en çok edebiyat ve seyahatin düşünsel dünyamdaki dansında yaşıyorum. “Kopenhag’a çok erken gittim, daha Kopenhag üçlemesi ile tanışmamıştım bile. Budapeşte’yi çok erken gördüm, Macar Edebiyatını yeteri kadar okumamıştım bile. Sonra Paris, Prag. Şimdi Viyana. Viyana’ya da çok erken gitmişim, henüz Zweig’ı yeteri kadar tanımıyordum bile.” Zweig hakkındaki hislerimi cümlelere, kelimelere sığdıramam ama yinede bir şeyler gevelemeyi deneyeceğim. Kitapla başlayalım. Otobiyografik bir eser bu. Bir biyografi ustası olan yazarımız bu sefer kendi hayatını kaleme almış. Kalem mi diyeyim yoksa hançer mi? Ve bir kez daha şunu fark ediyorum ki; Zweig’ın eserleri söz konusu olduğunda hançer benzetmesini sürekli yapıyorum. 1881 Viyana doğumlu yazarımız, öldüğü yıl olan 1942’ye kadar olan yaşamının ve aynı zamanda o zaman aralığındaki Avrupa’nın tarihini kaleme alıyor. Dünya tarihine az buçuk hakim olan biri bilir ki bu zaman dilimi dünyanın, özellikle de Avrupa’nın kabuk değişimi yaşadığı, toplumsal dönüşümleri ve ekonomik krizleri ve tüm bunları tetikleyen dünya savaşlarını barındıran bir dönemdir. Yazar önce Viyana’daki ilk gençliğini anlatmaya başlıyor. Güven içinde yaşamanın altın çağıydı diye tabir ediyor o günlerin sükunetli yaşamını. Hakikaten de, bugünün
Dünün DünyasıStefan Zweig · Can Yayınları · 20152,687 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·70 syf.··
2025 28. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 28 Mart 2025 10:36
Bu kitabı okuyana kadar bir insanın ya yazar ya da okur olabileceğine, ikisini birden asla başaramayacağına dair, nerden kaynaklandığını asla bilmediğim bir inanışım vardı. Yazarlıktan kastım iyi bir roman yazarı olmak tabi. Fakat Fuentes ve Llosa gibi iki büyük ustanın edebiyata dair fikirlerini okuduktan sonra bu düşüncemin koca bir yanılgıdan ibaret olduğunu anladım. Yazmak eylemini insanın içinde biriktirdiği duygusal yükü kağıda dökmeye indirgememek lazımmış demek ki. Yazmak akıl yürütmektir. Yazmak entellektüel birikimini yaşamla birlikte bir oya gibi işlemektir. Yazmak yaşamın yükünü taşımak, dünyayı sırtlamaktır. Ve tabi ki bu süreci en iyi besleyen şey de edebiyattır. Kitapta, Latin Amerikalı iki yazar Maria Vargas Llosa ve Carlos Fuentes’in edebiyata dair görüşlerini okuyoruz. Görünen o ki bu iki büyük usta güçlü birer kalem oldukları kadar iyi de birer okuyucular. Latin Amerika’lı yazarların geneli böyle sanırım dedim. Mesela bir Borges bir Manguel de yazınsal dünyalarını okurluklarının üzerine inşa etmişlerdir. Avrupa’ya gelirsek bir Andre Gide, Stefan Zweig geliyor aklıma. Türk Edebiyatı’nda da Tanpınar ve Ayfer Tunç, aklıma gelmeyen daha niceleri. Tamam yanıldım, yetenek bir yana, okumak iyi bir yazar olmanın bir ön koşulu belki de. Güzel bir kitaptı. Böylesi güçlü kalemlerle edebiyata dair ortak düşüncelere sahip olmak beni mutlu etti. Edebiyatı, böylesine katlanılması zor bir dünyada bir kaçış olarak görmeleri, kitap okumaya “zaman ayırmayıp” hayatı okumaya göre ayarlamaları, hayatı roman kahramanları ile yaşamaları. Sevgili Llosa, Sevgili Fuentes size katılıyorum,katılıyorum, katılıyorum.
Edebiyata ÖvgüMario Vargas Llosa · Notos Kitap · 201461 okunma
Borges’ın bir cümlesinin yarısını çalayım: kütüphane zamanı açılan bir kapıdır.
Duşun olduğu yer hariç tüm banyo duvarları kitap kaplıydı ve kitaplara hiçbir şey olmamasının nedeni buhara önlemek adına sıcak suyla yıkanmaktan vazgeçmesiydi. Yaz kış soğuk suyla yıkanırdı.
İnşaa edilen bir kütüphane, yaratılan bir hayat demektir; yığılmış kitaplar toplamı değildir aslında.