Kitap zevkine güvendiğim bir okurun profilinde görüp, anında elektronik formunu temin edip, anında okumaya başladım. İtiraf etmeliyim ki sayfa sayısının az oluşu okuma kararımdaki en büyük etkendi. O çok da bayılmadığım Norveç Edebiyatından yeni bir yazar tanıyıp, şöyle bir kafamı uzatıp geri çıkmaktı maksadım. Öyle de yaptım. Benim gibi eserekli bir okurdan beklenebilecek sıradan bir davranıştı anlayacağınız.
Kitap yazarın 11. romanı ve 18. kitabıymış. İçerikle hiç alakası olmayan adı buradan geliyormuş. Şaşırmadım, zaten içerik de birbirinden çok kopuk olayları barındıran bir akışa sahip. Bir kitaba kaç puan vereceğimi daha ilk sayfalardan kestirebilirim genelde. Ama bu kitabı okuduğum süre boyunca kafamdaki puanlama döviz kuru grafiği gibi bir aşağı bir yukarı indi çıktı durdu. En son dedim ki, eh haksızlık etmeyelim şimdi bir 8 puan eder. Duygularımın karmaşasını yeterince ifade edebildiysem eğer içeriğe geçelim.
Norveç’te küçük bir kentte bürokrat olarak yaşayan Bjørn Hansen, evli ve bir çocuk babasıdır. Bir gün Turid Lammers adında bir drama eğitmeni ile aşk yaşamaya başlar ve ailesini geride bırakarak Turid ile birlikte Kongsberg’e yerleşir. Yıllarca, yaklaşık 15 sene Turid’le yaşadıktan sonra ayrılırlar ve Kongsberg’de kendi evine çıkar. Bir süre sonra artık 22 yaşında olan oğlu Kongsberg’de üniversite okumak üzere babasının yanına taşınır.
Romanın ortasında dikili taş gibi duran bir kaç olay vardır ve geri kalan kısmı Bjørn Hansen’in olayları gözlemlemesi ve kendince tasvirinden ibarettir. Bjørn, kimse ile düşüncelerini paylaşmaksızın sürekli hayatına dair akıl yürütmeler yapıp durur, ya da kafanda kurmak mı demeliyim. Hayatının kontrolünü eline alamamış bir adamdır Bjørn Hansen. Olaylara bir kılıf uydurur, kendince yargılar ortaya koyar, sonra bunları