Amiens'e geldiğimde, notları vasat olanlar ve okulu sevmeyenler dahil bütün şehirli burjuva çocuklarının okula gitmeyi sür-dürdüğünü, bunun bir tercih meselesi olmadığını görünce şaşırmıştım, oysa kasabada okula gitmek, okumayı sürdürmek bir iradenin tezahürü, bir mücadelenin sonucuydu ve notları vasat olan bir çocuğun okulu bırakması yapabileceği en normal şeydi.
Bazı gerçekler -arzu gibi- birden vurur insana, bazılarıysa zamanla algılanır. Olduğum kişiyi tanımayı ve anlamayı Elena'yla her geçen gün biraz daha öğreniyordum ve okula ilk geldiğimde fark ettiğim şey doğru-anmıştı: Benim bir çocukluğum değil, sınıfsal çocukluğum olmuştu.
Lisedeki ilk günler, hayatımın senden uzakta geçirdiğim ilk günleriydi. Hatırlamaya çalışıyorum. Orada, coğrafi uzaklıktan ziyade daha derin ve çok daha karmaşık uzaklık biçimleri olduğunu fark ettim. Şimdi biliyorum ki, bedenlerimiz arasına binlerce kilometre koyup dünyanın öbür ucunda, başka bir kıtada, başka bir kasabada yaşamaya gitseydim bile, doğduğun yerden sadece otuz kilometre uzaktaki bu okulun kapısından içeri girdiğim zamanki kadar uzak olmayacaktım senden.
Olduğum her şeyi reddeden bir dünyada büyüdüm ve bunun bir adaletsizlik olduğunu hissederek yaşadım-çünkü midem bulanıncaya kadar günde yüzlerce kez kendime tekrarladığım şey buydu-bunun bir adaletsizlik olduğunu hissederek yaşadım, çünkü ne olduğumu ben seçmemiştim.