Ayşe Sayım

6/10
·240 syf.··
2025 80. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Aralık 2025 12:32
Kaleminden tanırım gibi geliyor Julian Barnes’ı. Beni sarsa da sarmasa da, bir bakışta anlarım gibi bir hikayenin Barnes’in hayal dünyasından taştığını. İçi düğüm düğüm bir genç, kasvetli bir Londra havası, İngiliz muhafazakarlığı.. Evet, tam da Barnes’ın tarzı. Yer Londra, yetmişler veya seksenler olmalı. Evlerde sabit telefonların olduğu, ama mektuplaşmanın da hala bir o kadar yaygın olduğu zamanlar. 19 yaşındaki Paul annesinin iyi bir aile kızı ile tanışır ve arkadaş olur, sonrası malum işte gibi düşüncelerle yazdırdığı Tenis kulübünde kendinden otuz yaş büyük, evli ve iki çocuk annesi Susan ile tanışır ve aşk yaşamaya başlarlar. Roman boyunca Paul’ün ailesi ile sessiz çatışmasına, Susan’nın içten içe çürümüş ama bir türlü kopamayan evliliğine ve ikisinin arasındaki en az on sene süren inişli çıkışlı ilişkiye tanıklık ederiz. Tabi ki daha çok Paul’ün aşka, evliliğe, ilişkilere dair zihnindeki akıl yürütmeye. Tuhaf bir eser. Konusunu biraz sıradışı buldum, ilk 70-80 sayfadan da hayli keyif aldım okurken ama bir noktadan sonra Paul’ün içsel monologları, olayların durağanlığı beni can sıkıntılarına gark etti. Maalesef ki övgüler düzeceğim bir eser değil. Julian Barnes ile ilişkim inişli çıkışlı. Bu kitabını öyle büyük bir içtenlikle öneriyorum diyemeyeceğim ama Barnes ile derin ilişki kuranların beğeneceğini tahmin ediyorum.
Biricik HikâyeJulian Barnes · Ayrıntı Yayınları · 2020194 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·512 syf.·
Uzun süredir okuma listemde bekleyen bir kitaptı. Bir sabah cesaretimi toplayıp elime aldım fakat düşündüğüm gibi bir yolculuk olmadı. Yarım bıraktım… Almanca dersi savaş sonrası Alman Edebiyatı’nın en değerli eserlerinden biri. Bu dönemi anlamaya kendimi adamış bir okur olarak okurluk serüvenimin en azından bu alanda yapı taşlarından biri olacağını düşündüğüm bir çalışmaydı. Fakat yarıda bırakmak zorunda olduğum bir serüven oldu. Yine de bir kaç kelam etmeden kitabı okurluk tarihimin tozlu raflarına kaldırmak istemedim. Nazi polisi bir baba, oğul Siggi ve rejim tarafından halkı tahrik ediyor gerekçesi ile resim yapması yasaklanan bir ressam. “Babam. Ezeli uygulayıcı. Mükemmel İcraatçı.” Anlatının bel kemiği bu ifade aslında. Görev adamlığı, emirlerin içeriğini vicdanla tartmadan uygulamak. Savaş sonrası nesiller tarafından çokça sorgulanan, edebiyatta da üzerine çokça akıl yürütülmüş bir olgudur “görev adamlığı”. Bernhard Schlink’in Okuyucu romanından bir kesit hatırlıyorum. Savaş döneminde nakilleri sırasında akşam konaklamak için bir kiliseye kilitlenen bir gurup yahudi mahkumun kilisede çıkan yangından dolayı ölmesi olayından dolayı yargılanan eski infaz memuru Hanna’ya yargıç sorar; yangına rağmen neden kapıyı açmadınız. Hanna; açamazdık, kaçarlardı, onlardan sorumluyduk. Emir kulu olmak insanı sorumlu olmaktan kurtarır mıydı? Resmi bir mahkemenin önünde veya içimizdeki vicdan denen o mahkemenin karşısında? Neyse, anlatının çıkış noktasının bu olduğunu düşünüyorum. Düşünüyorum diyorum çünkü bunu kavrayacak kadar ilerlemedim romanda. Çevirmen Ayşe Sarısayın’ın önsözü beni hayli etkiledi, bu yüzden bi coşkuyla başladım romanı okumaya. Fakat çok fazla tasvir var eserde. Güneşin doğuşundan kapı önündeki çiçeklerin rengine, nehrin akışından tavan arasının tozuna
Almanca DersiSiegfried Lenz · Can Yayınları · 2024191 okunma
9/10
·105 syf.··
Beğendi
·
2025 83. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 10:58
“Büyük kuraklığın olduğu o yıl, zaman kavrula kavrula küle döndü; gün, yakalamaya çalıştığınızda kor gibi elinize yapışıyordu. Şişe geçirilmiş gibi duran güneş günler boyunca başınızın üzerinde öyle asılı dururdu.” Böyle başlıyor kitap, daha ilk satırındaki tasvirlerin gücü ile beni kalbimden vurarak. Uzun zamandır böylesine güçlü bir metin okumamıştım. Yazarla tanışma kitabımdı, ama hayatımda bambaşka bir sayfa açmışım gibi hissediyorum. Balou sıradağlarında bir köyde ihtiyar bir adam kör köpeğiyle yaşamaktadır. Bir kuraklık baş gösterir. Köylüler tası tarağı toplayıp kuraklık geçene kadar başka yerlere göç etmeye başlar. Ektiği mısır tanesinin filizlendiğini gören yaşlı adam köyde kalıp onun mahsül vermesini beklemeye karar verir. Köylülerin tanrı yağmur göndersin diye bir sunak hazırlama geleneği vardır. Bir köpeği gözleri güneşe bakacak şekilde sıkıca bağlarlar ve günlerce yağmurun gelmesini beklerler. Yine bu ritüellerden birinde köpek güneşe bakmaktan kör olmuştur ve ihtiyar adam onu çözüp sahiplenir. İhtiyar adamın, köylülerin cahillikten ileri gelen acımasızlıkları ile mükemmel bir tezat oluşturan, derin bir vicdanı vardır. kuraklığın geçmesini beklediği süre boyunca kör köpek ile yediği içtiği her şeyi paylaşır. Hatta şöyle söyler köpeğine; “bu kuraklıkta ikimiz de öleceğiz, umarım sen benden önce ölürsün de vahşi hayvanlar elini ayağını parçalamadan seni gömerim ve böylece dünyaya tekrar geldiğinde uzuvların eksiksiz olur.” Kör köpeğine, kuyunun başında rastladığı vahşi kurda, büyüttüğü mısır fidanına, köylüsünün geleceğine ayrı ayrı duyduğu saygı tek kelime ile büyüleyicidir. Öte yandan doğanın gücüne ve insan duyularının buna nasıl da uyum sağladığına tanıklık ediyoruz hikayede. Yaşlı adamın hayvanları dışkılarının kokusundan tanıması, farelerin hal ve
Günler Aylar YıllarYan Lianke · Jaguar Kitap · 20206,9bin okunma
Büyük kuraklığın olduğu o yıl, zaman kavrula kavrula küle döndü; gün, yakalamaya çalıştığınızda kor gibi elinize yapışıyordu. Şişe geçirilmiş gibi duran güneş günler boyunca başınızın üzerinde öyle asıl dururdu.

Ayşe Sayım

, bir kitap okudu
9/10
·105 syf.··
Beğendi
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 16 Aralık 2025 10:58
·
2025 83. kitabı
Yan Lianke
8.2/10 · 6,9bin okunma