Hüzünlü Kaplan
"Zira benim de en çok ilgimi çeken, aslında celladın aklından neler geçtiği. Kurbanlar kolay, hepimiz onların yerine koyabiliriz kendimizi."
Neige Sinno böyle başlıyor anlatmaya. Okur okumaz bir öfke hissediyorum bu cümleye karşı. Ve okurken de zaman zaman aynı öfke boğazıma kadar yükseliyor, hissediyorum.
Kitap bir kurgu değil, anlatı. Yazar kendi başından geçen olayı anlatıyor ve bence bu kadar dışarıdan bir gözle anlatabilmesi inanılmaz.
Küçük yaşta üvey babasının istismarına maruz kalan Neige, duygularından arındırarak epey soğuk bir dille anlatıyor başından geçenleri. Hatta o kadar soğuk ki "atlatmış sanırım bu travmayı" diye düşünebiliyor insan. Oysa mümkün değil. Anlıyorsun okurken.
Kitap, insanlığın kararmış yüzünü tüm çıplaklığıyla seriyor önünüze. Hemen yanıbaşınızda, yan odanızda yaşanıyor olabilir bu çirkinlikler. Gözlerinizin önünde ama görmediğiniz, kulaklarınız ucunda ama duymadığınız...
İnsanların gözleri kör, kulakları nasıl da sağır oluyor birisine şüphesiz güvendiğinde... ne acı... öyle ki hiçbir işareti yakalayamıyor, farkında olmuyor evladının yaşamakta olduğu ızdırabı...
Kınamıyorum elbet... insanlığa bakıp benim kınadığım çok daha farklı bir şey bu kitabı okurken... mesela küçücük çocuğu yıllarca istismar edip hapse giren birisini, topluma dönünce "iyi de bize bir zararı olmadı ki" deyip kolayca kabullenebilmesi insanların... bize dokunmayan yılan bin yaşasın, öyle mi?
Ya da "kanıt" istenmesi mahkemedenz tekrar tekrar anlattırılması, celladın geçmişinde yaşadıklarının, bugün yaptığı suçu hafifletebilmesi mesela..
Bunlar ılımlı yaklaşabilen herkes uzak dursun benden. Ve "insanım" demesin kendine.. kurbanın yerine bile "kolayca" kendini koyamamış o insanlar ne yazık ki var... kendisine zararı olmadığı için de affedebiliyor