İki eliyle arkasındaki ağacın kabuklarına sarıldı. Parmakları soğuk yarıkların arasına girdi. Elini hemen geri çekti ve göğsüne götürdü. Göğsünün içinde, bu asırlık ağacın kabuğu gibi, yarıklar bulunduğunu sandı ve gırtlağına kadar ateşin çıktığını hissetti. Aman yarabbi, ne kadar yalnızdı…
Küçükken hep ama hep bir şeyleri bitirmek gerekirdi: Ödevlerimi, tuvaletimi, nefret ettiğim ıspanakları bıraktığım tabağı ve özellikle de gülmeyi.
Daha bitiremedim.
Hâlâ bekliyorum.
Zaman, sabır(sızlık), aciliyet ve beklemek üstünde bir el kitabı olduğu belirtilmiş. Ancak okurken hiç de sabırlı değildim, ayrıca yazar da hiç sabırla yazılmışa benzemiyordu ki zaten sabırlı biri olduğundan da bahsetmemişti. Yine de çok güzel öğütler okudum, yaşadığımı hissettim. Ne kadar sabırsızca okusam da, sabretmem gerektiğini fark ettim. Kısacası, Hızı saatte 90 kilometreden 80 kilometreye düşürdüğümüzde her kilometrede sadece bir dakika kaybettiğimizi şaşkınlıkla fark ettim.
Bir daha okuyacağım.