Fesleğen'le tanışmadan önce ölmeyi bekliyormuşum. Ölmek için yaşıyormuşum. İnsanlardan öğrenmiştim yaşamayı. Meğer yaşamak değil; paslanmış fikirlerle ölmeyi beklemekmiş öğrendiğim şey. Her gün yaşamıyor, her gün ölüyormuşum. Hakikaten her geçen gün uzaklaşıyormuşum.
O geldi. Herkes gibi yaşarken hiç kimseye benzemeyen o geliverdi. Bende var olanı değil bende eksik olanı gösterdi. Bunca zamandır yaşadığım ama farkında olmadığım eksiklik duygusunun tanımını yaptı. Bilmediğim şeylere çektiğim hasretlikleri anlattı. Öğretti. Eksikliğimi öğretip tamamlayacak şeyleri gösterdi. Daha önce hiç duymadığım bir lisanla tebessüm etti ve anlamaya başladım olan biteni.
Cümlelerinden kelime kelime vurulan bir garibim.
Sevda halimi anlatıyorum.
Kalem yürekten süzülüp yazıyor kelimeleri,
Her kelime ismini yazmaya meylediyor.
Vakitler vakitlere erişiyor, ey gönlümün aşk kokusu
Fesleğen'im!
Günler geceleri, Geceler gündüzleri sinesinde saklıyor...
Sinemdeki gizli yaram, nar-ı aşkım...
Gayem sana, Seni bana verene erişmektir...
Adım adım yanına, yakınına, o kokunun kaynağına erişmektir...
Serinlik var içimde...
On sekiz yaşın nisan günleri
Dünya bir kızın gözlerinden ibaret
Hayat bir tas su içimi
Ne zaman oldu aklımda yoktu
Yağmurlar yağdı hatırladım
Yayıldı içime aşk iklimi
Toprak kokusu bumuydu
Böyle miydi benim insanlarım
Ben hiç yoruldum mu severken
Ah bu uzak ses kimin
Şüphesiz olmasın şimdi bile
Düşünüp ardına gidebilirim
Talip Apaydın