Zaten, bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir.Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
Fakat sonuçta düşüncelerin de,ne kadar herhangi bir özden yoksunmuş gibi görünürlerse görünsünler,bir destek noktasına ihtiyaçları vardır,aksi takdirde dönmeye ve anlamsız bir biçimde kendi etrafında çember çizmeye başlarlar;onlar da hiçliğe dayanamazlar.