Gel çiçek toplayalım, o çiçeklerin bir bölümünü
Kucağına koy, onların kokusu ve tatlılığı yayılsın o ana,
Bir çöküşün masum paganları olarak Sessizce hiçbir şeye inanmadığımız o ana
Canlı varlıkları ve taşların altında yaşayan şeylerin esrarıyla,
Duvarları nemlendiren ve insanların saçlarını ağartan ölümle,
Her şeyin arabasını yokuş aşağı hiçliğe iten Yazgıyla.
Latif ve narin ne vardıysa içimde,
Hoyratça kırdı geçirdi dünya,
Memnunum, barışığım yine de,
Sabırla yeni yapraklar veririm
Yüzlerce kez kırılmış dallarımdan
Ve tüm acılara rağmen hala
Aşığım ben bu divane dünyaya.
Yollara düşme özlemiyle kederlenir yüreğim, akşamları rüzgarda uğuldayan ağaçları duyduğumda. Sessizce, uzun uzun dinlerseniz, bu özlemin esası da anlamı da çıkar ortaya. Sanıldığı gibi acıdan kaçıp gitme arzusu değildir bu. Yurda, ananın belleğine, hayatın yeni kıssalarına duyulan özlemdir. Eve götürür insanı. Her yol eve götürür, her adım doğumdur, her adım ölümdür, her mezar anadır.