Kozmik dehşetin, yani ölçüsüz ve sonsuz derecede güçlü olana duyulan korkunun önemini göz önüne almalıyız. Yıldızlı gökyüzü, dağları oluşturan muazzam büyüklükteki kütleler, deniz, kozmik karışıklıklar, doğal kuvvetlerden doğan facialar... tüm bunlar, eski mitolojileri, felsefeleri, imge sistemlerini ve anlambilimsel yönüyle dilin ta kendisini istila eden dehşeti oluşturur. Uzak geçmişteki kozmik düzensizliklerin puslu hatırası ile gelecekte olacak faciaların karanlık dehşeti, insan düşüncesinin, konuşmasının ve imgelerinin tam da temelini oluşturur. Bu kozmik dehşet, kelimenin dar anlamıyla gizemli bir şey değildir; daha çok, maddi anlamda devasa olan ve kaba kuvvetle alt edilemeyene duyulan korkudur. Bu korku, insanı ve bilincini baskı altında tutmak için bütün dinsel sistemler tarafından kullanılır.