Birbirlerinin yüzüne bir türlü bakamıyorlardı . Memet çocuksa başını yerden hiç kaldırmıyordu. Yıllarca bir zulmün kapısında çobanlık yapmış, o zulüm onun tekmil hak ettiği paraları yemiş, ama onu dünkü gibi kimse aşağılamamıştı. İçindeki dert yüreğini gittikçe acıtıyor, ne yapacağını bilemiyordu. O adam onları aşağıladıkça küçülüp bir topak kalan Memede, umarsızlıktan kıvranan Hösüğe, utancından kaçacak delik arayan Aşık Aliye, yerden tozların içinde iniltisini bir çığlık gibi koyveren Yusufa acıyordu. Başlarına belki de bu yaşa geldiler geleli hiç böyle onur kırıcı bir iş gelmemişti. Bıraksalar tek başına şu karşıki Anavarza kayalıklarına gider, orada doya doya ağladıktan sonra kendini insan yutan çıngıraklı yılanların ağzına atardı. Sabaha kadar o otomobilli adam, o kavaklı köy üstüne neler kurmamıştı... Elinden gelse alır eline bir top yalım, köyün bu ucundan girer, öbür ucundan çıkardı.