"Bu kadar hiçliğine rağmen her meziyet sahibine düşman... Bunun bir güzel şeyi beğendiği, kudretli bir arkadaşı takdir ettiği daha görülmemiş. Sanki diğerlerinde bir meziyetin kabulü kendisinde bir eksikliğe yol açacakmış gibi bir küçük takdir gülümsemesini bile esirger."
Daha önceden "Bandırma Yolcuları" isimli kitabı okurken rastlamıştım sanırım Struma ismine. Orada bu batan gemiyle alakalı kısa bir bilgi vardı. Romanya'dan hareket edip Filistin'e ulaşmaya çalışan, işkence ve zulümden kaçan Yahudiler, onların Filistin'e ulaşmasına izin vermeyen İngilizler, motoru bozulan külüstür bir gemi ve kıyıya çıkmasına izin verilmeyen bu insanlar. Uluslararası toplumun çaresiz kaldığı, el uzatmadığı ve insanlığın ayıbı olarak tarihe geçen bir olay.
Hakan Akdoğan Struma olayı ile 80 dönemini bir arada işlemeye çalışmış. O yıllarda ideolojik düşünceleri sebebiyle işkence gören Aka isimli karakterimiz, yıllar sonra bir kaza sonucu hastaneye kaldırılıyor. Ailesi olmadığı için arkadaşı Ali Kemal refakatçi olarak kalıyor. Aka'nın kişisel eşyaları Ali Kemal'e teslim ediliyor ve bu eşyaların arasında bir de günlük var. Ali Kemal bu günlüğü okuyarak Struma olayına dahil olmamızı sağlıyor. Kendilerine dair yaşanmışlıkları da hatırladıkça, geçmişle yüzleştikçe 80 dönemine gidiyoruz.
Bazı şeyler havada kalmış gibi hissettirse de kitabı beğendiğimi söyleyebilirim.
"-Bana neler kabul ettirmeye çalıştılar. Final sınavında olduğum gün ve saatte şehrin öbür ucundaki gösteride iki polis yaraladığımı söylediler. İtiraz ettim. İşkence odasına götürdüler. İçeride Ali adında biri vardı. Feryatlarını duyuyorduk. Adamın karısı da oradaydı. Sıranın sana geleceğini bile bile orada oturmak çok zor. Neden biliyor musun? Biliyor musun?
-Neden?
-Sadece sesleri duyman hayal gücünü çılgınca çalıştırıyor. Kusuyorsun korkudan. Sonra içerideki çıkıyor. Burnu yüzüne yapışmış, yamyassı olmuş. Saçları diken diken. Yanık kokuyor. Vücudundan buhar çıkıyor. Tırnaklarından kan damlıyor."