Kolektif buyruklar ile entelektüelin saf tutma sorunu arasındaki etkileşim hiçbir ülkede Japonya'da olduğu kadar trajik denecek ölçüde sorunlu ve gergin olmamıştır.İmparatoru geri getiren 1868'deki Meiji Restorasyonu'nu feodalizmin yıkılması izledi ve yeni bir karma ideoloji oluşturmayı amaçlayan bir mecraya girildi. Bu da 1945'te Japon imparatorluğunun bozguna uğramasıyla sonuçlanan faşist militarizm felaketine ve milli mahvoluşa yol açtı. Tarihçi Carol Gluck'ün iddiasına göre, tennosei ideorogii (imparatorluk ideolojisi), Meiji dönemi sırasında entelektüellerin yarattığı bir şeydi; başlangıçta ulusal bir savunmacılık, hatta aşağılanmışlık duygusundan besleniyorduysa da 1915'te aynı zamanda hem aşırı bir militarizmi ve imparatorun yüceltilmesini hem de bireyi devlete tabi kılan bir tür yerlilik anlayışını içerebilen palazlanmış bir milliyetçilik halini almıştı.(8) Bu ideoloji diğer ırkları öylesine “aşağılıyordu ki shido minzeku, yani Japonların lider ırk oldukları düşüncesi adına 1930'larda Çinlilerin kasten katledilmelerini mazur gösterebiliyordu mesela.
Entelektüellerin modern tarihindeki en utanç verici olaylardan biri, John Dower'ın betimlediği gibi, Japon ve Amerikalı entelektüellerin birbirlerinin ülkelerine ve ırklarına küfretme savaşına çirkin, hatta rezilâne denebilecek bir ölçüde katıldıkları İkinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşmiştir.