“Böylesi çok iyi, değiştirmeyelim hiçbir şeyi!”
Bunu mu diyelim güle oynaya?
Bardağı görelim de ölmeyi mi seçelim susuzluktan?
Boşunu mu alalım dururken dolu bardak?
Soğukta oturup kalmışlar vardır hani,
hani, bir şey istemeyenler
onlar gibi mi yapalım,
onlar gibi, “Biz dışarıda kalsak?” mı diyelim
hoş olsun diye şu bayların gönlü,
bize günlük nafakamızı veren hani şu…
Bizce en iyisi, kalkmak, yeter artık, demektir,
vazgeçmemek için kırıntısından bile yaşamanın,
karşı çıkmaktır var gücümüzle acıyı doğuranlara,
yaşanır hale getirmektir dünyayı bütün insanlara.
Kendi inşa ettiğimiz hapishanelerde yaşıyoruz. Adına; ev, aile, akrabalar, töreler diyerek.. Sonra bu duvarların arasında boğulup çıldırıyor ama yıkılmasın diye de uğruna hayatımızı siper ediyoruz..
Bir tek hikâyemiz var. Bütün romanlar, şiirler, içimizde o hiçbir zaman bitip tükenmeyen iyi-kötü yarışı üzerine kurulmuştur. Ve bana öyle geliyor ki, kötülük ölür ölür dirilir, iyilik ise ölümsüzdür. Kötülüğün her zaman taptaze bir görünüşü vardır, iyilik ise dünyadaki her şeyden daha çok saygıdeğerdir.