beyzasimov

beyzasimov
@Athencae
sırçadan yapılmışız gibi parçalar bizi kader ve yapışmaz bir daha asla kırıklarımız el-maarri
11 Temmuz 2023, Monte Kristo Kontu, “I Know”
Puan vermedi
Benim için ayrı yer taşıyan kitaplara şarkılar veririm. Kitabın bir nevi tematik bir unsuru olur o müzik benim için. Fakat Monte Kristo Kontu'nda çok zorlandım. Yumuşak başlayan, tiz keman notaları ile içinde hep bir ihanet tınısı barındıran ama gittikçe yükselen, Mozart'ın Lacrimosa'sı. Zbigniew Preisner yorumu. Müthiş olurdu ancak bunu Asimov'dan Sonsuzluğun Sonu'na adamıştım. Schubert'den Serenade olur gibi geliyordu ancak Jane Eyre diye bağırıyor melodi. Brahms'ın 3. senfonisi çok dokunaklı, ancak gereken ihanet yok içinde. Flamboyant Nobility, Spada'ların hazinesinin yüzyıllık gizine yaraşır bir arka plan müziği. Dantes'nin canlandırdığı o ihtişamlı intikam meleğine uygun mu peki? Çok neşeli bir havası var bunun için. Bütün bu senfoniler ve aryaların ötesinde, sözlü müziğe bakınca karşıma Placebo'dan 'I Know' çıkıyor. Diyor ki, "I know, the past will catch you up as you run faster." sen hızlı koştukça koşacak ve yakalayacak seni geçmişin. İşte bu, diyorum. Bir gün karşıma çıksanız ve deseniz ki "Monte Kristo Kontu'nu ifade edebilecek bir şarkı seç." İşte ben de size derdim ki, I Know. Kitabı ilk okuduğumda sanırım on bir- on iki yaşında vardım. O zamandan beri de okumamıştım, peki yıllar sonra nereden esti de okudum? Tarih projeme başlamak için ansiklopedi kapağını açtım, H harfinin olduğu bir sayfada durdum. Harry Houdini adlı bir sihirbazın başlığına kaydı gözüm. Houdini'nin ünlü bir numarası da ağzı dikilmiş bir çuvalın içinde nehre atılmasına rağmen sudan yüzerek sağ salim çıkmasıydı. Ve bu bana küçücük bir çocukken okuduğum Monte Kristo Kontu'nu, Edmond Dantes'yi hatırlattı. Böylece 8 Nisan günü elime aldığım ve gece saat 3'e kadar soluksuz okuduğum kitabı, her ne kadar yayınevi ne kadar kötü hazırlamış olsa da elimden bırakmayarak 9 Nisan saat 4'te
2023 Okuma Raporları
Monte Kristo KontuAlexandre Dumas · İskele Yayıncılık · 201737,1bin okunma
Reklam
25 Eylül 2023, Sevebilen Mutludur
Puan vermedi·192 syf.··
2023 12. kitabı
·
28 günde okudu
·
Okunma: 28 Eylül 2023 07:30
sevmenin birçok farklı türü üzerine yazılmış, çoğunda benzer ögeler ve duygular barındıran bir öyküler bütünü. her öyküden sonra bir şiir var. fakat hesse ne istiyor? aşkının sonsuza dek sürmesini dileyen yeniyetme bir âşık gibi davranıyor, öykülerinde nasıl da birini sevmenin geçici olduğundan yakınıyor. bunu bazen birçok kadını sevmiş ve onlardan sıkılmış olan yaşlı bir adamın ağzından yapıyor, bazense âşık olmuş fakat bu duyguların çok kısa bir süre kalıp sonra sevdiği kadının yüzüne bakmayacağını düşünen bir adamın ağzından. bunların çoğu karamsar aşk öyküleri, sevilenin kaybolması, ölmesi, belki hiç tanışılmamış veya yaşamamış olması durumu var. ama çoğunlukla var olan sevgiliden sıkılma hissi. evet aşk bir gün bitecektir mutlaka, sonuçta incelersek anlarız ki elde olan bir his değildir; birçok kimyasal olay ve hormonun senteziyle oluşan bir olaydır. ama sevmek, bilinçli bir eylemdir. her şeyi sevebilirsiniz, her yaşta güzelliğini görüp takdir edebilirsiniz.
2023 Okuma Raporları
Sevebilen MutludurHermann Hesse · Yapı Kredi Yayınları · 2020429 okunma
12 Kasım 2022, bir imkânsız suç romanının incelemesi
Puan vermedi
Sonuç için değil,süreç için okunması gereken bir kitap. Eğer kitapları değerlendirirken sürükleyicilik puanı verseydik ve maksimum 10 puan verilebilseydi bile,ben bu kitaba 20 verirdim. Nasıl ki Gulfstream Nehri,Florida akıntısıyla saatte 91 milyon ton suyu sürüklüyorsa,Sarı Odanın Esrarı da sizi öyle sürüklüyor. Dün gece yarısı uykum gelsin diye açtığım kitabı bugün hastalıktan yatağa düşecek derecede olmama rağmen elimden bırakmadım. (Bu arada kitabın ağrı kesici etkisi var,meraktan acınızı bile unutuyorsunuz :)) Kitap tuhaf şifreler (şimdi kanlı et yemek lazım,papazın evi vs.) ile dolu. Bu benim açımdan daha hoş kılıyor anlatımı. Başkahramanımız on sekiz yaşında yumurcak bir velet. Şaka şaka,Rouletabille adında bir gazeteci. Ama bu gazeteci gerçekten de yumurcak bir velet,her istediğini insanlara müthiş bir biçimde yaptırıyor,maymuncuk gibi her kapıdan geçip her şeyi öğrenebiliyor. Ve bu gazetecinin müthiş bir felsefesi var: "Önce akıl yürütmek gerekir! Sonra da bu anlamlı izlerin akıl yürütme çemberinizin içine girip girmediklerine bakmak gerekir..." Yani dedektiflik romanlarında bolca bulunan tesadüflerin,hatta oldukça güçlü kanıtlar gibi görünen tesadüflerin yoksayılması gerektiğini söylüyor. Önce tamamen basit mantıksal önermeler kurulup,bunların üstünden bir akıl yürütmek gerektiğini; sonra kanıtlar bi akıl yürütmeye uyuyorsa onların gerçek sayılması gerektiğini düşünüyor. Bu yöntem doğru mu bilemem,ben dedektif değilim. Fakat bu tür 'imkansız davalar'da tesadüflerden arınmak için harika bir yol olduğu belli. İmkânsız dava demişken,bu kitabın türü 'imkânsız suç gizemi' adı verilen,dedektif kurgunun bir alttürü imiş. Kilitli odalar, kaçacak tek delik bulunmayan suç mahâlleri... Bunların hepsi birer imkânsız suç,ve okuması en müthiş olan polisiye türü bence.
Dedektiflik ve Gizem
Sarı Odanın EsrarıGaston Leroux · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20201,854 okunma
gecikmiş bir kanoko okamoto yorumu
Puan vermedi·136 syf.··
2022 17. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2022 00:00
Her ne kadar birçok dünya dilinde bir kitabın kapağına bakarak hakkında önyargıda bulunmamamız gerektiğine dair birçok deyim bulunsa da (bkz. don't judge a book by it's cover) bu kitabı almamın tek sebebi kapağıydı açıkçası. Koson Ohara tarafından yapılmış olan kapak illüstrasyonu çok dikkatimi çekti, İthaki Japon Klasikleri de indirimdeydi; sonuç olarak aldım ve okudum işte. Öncelikle şunu söyleyeyim,Japon kültürü hakkında öğrenmek istediğiniz şeyler varsa bu seriye gönül rahatlığıyla başlayabilirsiniz. Kitapta italik yazılarla geçen yabancı (japonca) terimler bilgi açlığınızı fazlasıyla doyurur. Öykülere gelirsek: Kitabın içindeki iki öyküden ilki,ömrünü fevkalade güzellikte bir Japon balığı üretmeye adamış bir adamın,Mataiçi'nin hayatından bahsediyor. Bir bilim insanının çılgın ve içe kapanık buhranlarına şahitlik ediyorsunuz. Ayrıca yazar Kanoko Okamoto hakkında düşündüğüm ilk şey,Asya'nın Bulgakov'u olabileceğiydi. Sonradan abarttığımı anladım çünkü yazar ne çıldırmış,kibirli bilim insanları yazıyordu ne de şehirleri ele geçiren mutant genomlar. Duygusal ve uzun betimlemeleri bilim kurguya çok yakışmıyor ancak zaten yazarın fantastik bir roman çıkartma gibi bir derdi olmadığı için önemli bir kusur değil bu. Kitaptaki karakterler çoğunlukta tip olamayacak kadar spesifik fakat 'karakter' de olamayacak kadar sığ. Yani bir kişi sadece bir şeye odaklanıyor ve hayatı sadece beş on günden ibaretmiş gibi yaşayıp geçiriyorlar. Bana tuhaf gelen bir toplumsal yapının birkaç örneğini gördüm ama aslında temelinde bizim kültürümüze benzeyen olaylar vardı; kadınların evliliğin derinliğine pek de önem vermemesi ve karşıdaki kişiyi bir hayat arkadaşı olarak değil de manken olarak seçmesi konusu vardı mesela. Ayrıca küçüklükten,ta ilkokuldan itibaren erkeklerin kadınlara
Japon Balığı KargaşasıKanoko Okamoto · İthaki Yayınları · 20221,543 okunma
Zweig'dan karamsar bir mini öykü
6/10
·72 syf.··
2022 16. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2022 00:00
Spoiler içerir. 53 sayfalık kitap incelemesini spoilersız yapabilecek kadar becerikli değilim çünkü :) Stefan Zweig aslında oldukça sevdiğim bir yazar olmasına rağmen (özellikle Karmaşık Duygular,Mecburiyet ve Satranç kitapları ile) bu kitabı pek bana hitap etmedi. Belki şuan hayatımın epey neşeli bir döneminde olduğum belki de kitabı ayt matematik dersinde gizlice okuduğum içindir. Ancak kitabı tek bir kelimeye sığdıracak olursam,'karamsar' derdim. Ana kahraman içinizi bayacak derecede ürkek ve anladığım kadarıyla toplumun feminenliğe atfettiği özelliklere sahip bir üniversite öğrencisi. Viyana'ya tıp eğitimi almaya geliyor ve ev arkadaşı yakışıklı,gürbüz ve oldukça 'maskülen' tipte bir hukuk öğrencisi. Ana kahramanımızın hayatının ne kadar acınası olduğunu,kendini nelerle meşgul ettiğini ve uzun duygusal-psikolojik betimlemeleri okuyoruz bir süre. Sonra bu genç adam,ev arkadaşının sevgilisine anlamsız bir tutku duymaya başlıyor ve bir gün aralarında geçen tuhaf olaylar yüzünden,her şeyden habersiz ev arkadaşıyla görüşmemeye başlıyor. İçine kapanıyor. Bu zamandan sonra tamamen karakterin majör depresyonuna tanıklık ediyoruz. Hayattan yavaşça soğuyor. Tam genç adamın ömrü kararmaya başlamışken bir gün,ev sahibinin on üç yaşındaki kızının,'kızıl' hastalığına tutulduğunu öğreniyor. Ve tıp öğrencisi olmanın getirdiği o yaşam meleği içgüdüleri uyanıyor. Kızın bakımını üstleniyor,kız iyileşiyor falan filan. Tam her şey Zweig'den asla beklenmeyen bir pozitiflikle gidiyor, "Ulan bir iş var burada ama..." diyorsunuz ki,ana kahramanımızın kızıl olduğunu öğreniyoruz. Sonra trajik betimlemeler eşliğinde,son sayfada ölüyor genç adam. Ben Zweig'ın bu kısacık öyküyü sadece hastalıklı bir oğlanın yaşamını anlatmak için yazdığına inanmıyorum. Bu kitap bana göre tamamen o
Edebiyat
KızılStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202236,9bin okunma
Reklam