Ben inanıyorum ki Julia Quinn’in müthiş karakter yaratma becerisi ve Sabrina Jeffries’ın hikayeciliği birleşirse eğer, mükemmel bir tarihi kurgu serisi çıkartılabilir. Sabrina JeffriesJulia Quinn
Tam tamına 9 Brenda Joyce kitabı okudum, bununla birlikte. Sanırım kabullenmek istemedi bir yanım herkesin bu kadar beğendiği bir yazarı beğenmemeyi ama artık gönül rahatlığıyla diyebilirim ki BEN BRENDA JOYCE SEV Mİ YO RUM. Kitap bomboştu. Evet belki çok fazla tarihi aşk okuduğum için yeni bir şeyler görmeyi beklemem saçma gelecektir size ama ben hayatımda bu kadar boş bir kitap görmedim. Ne aşkı, ne karakterleri, ne de dramı sağlamdı. Tam üzüleceğim, hah şimdi oldu diyeceğim, Brenda yine beni hayal kırıklığına uğratıyor. Kusacaktım az daha kitabı okurken :( Ariella iyiydi, hoştu. Ama çok şey bekledim sanırım bilmiyorum. Ne anlattı diye sorsanız size hiçbir şey anlatamam, şöyle olmuştu diyemem ama sana ne hissettirdi diye sorarsanız onu söyleyebilirim: Boşluk. Üzülmedim, gülmedim, mutlu olmadım, sevmedim. Okudum ve bitti. Brenda Joyce serüvenimi burada bitiriyor, yazarı ve kitaplarını kimseye önerilmeyecekler rafıma kaldırıyorum. Böyle bozuk karakterlerle bir daha görüşmemek üzere diyor ve gidiyorum Tehlikeli Aşk
Yine ben geldim! Bitmiş bir Rita kitabı daha var elimde ama bu sefer o kadar olumlu duygularla gelemedim buraya. Direkt karakterlere geçmek istiyorum ben.
Sophie, beni öldürdü. Kelimenin tek anlamıyla öldürdü. Gerçekte bu kadar duygularıyla hareket eden insanlar var, evet bu karakterin var olması ve buz gibi bi adama aşık olması da gerçekçi. Ama gerçekçi olması bundan hoşlanacağım anlamına gelmiyordu ve gelmedi de. Seriye sondan başlamış biri olarak okuduğum bir diğer kitapta Sophie'yi eğlenceli bulmuştum ama sonra bunu okudum. Tek kelimeyle utandım. Hayır, kurgu çok güzeldi. Özellikle Lily sahneleri o kadar iyi kurgulanmıştı ki, bir kaşık suda boğmak istedim Lily'i. Ama işte...sevemedim.
Sophie, nasıl anlatsam, duygularına çok kapılan bir karakterdi. Üstüne üstlük o kadar saçmaladı ki, ben kendim öyle bir durum içerisinde olsam ve öyle davranacak olsam bile bu kadar utanamazdım. Bir kere bile bir önceki incelemede övdüğüm kırılma noktalarını göremedim. Eksikti bence, istediğim ve aradığım bu değildi.
Ama tek suçlu Sophie değildi tabii ki. Sadece Brandon'a ne desem hiç bilemiyorum. Bir kere kızı bir kere bile dinlemedi. Bundan o kadar rahatsız oldum ki. Kız yalan da söylese, doğru da söylese, babaannem doğuruyor da dese Brandon "Sen bana aşıksın Sophie, benim için deliriyorsun" dedi. Sophie de bir kere şu tokatı basıp "mal" diyemedi. Çıldırdım resmen okurken, bir kız bu kadar mı küçümsenir arkadaş...Öncesinde Brandon'un soğukluğunu çekici bulmuştum ama şimdi kitabı bitirdim ve tüm kitap boyunca kendi içinde bir şeyler yaşadığını, olaydan uzak kalıp kendi kendine kızdan nefret edip kendi kendine kıza aşık olduğunu düşünüyorum.
Çok mu sert oldu? Bilmiyorum ama kurgunun güzelliğine rağmen karakterler beni hayal kırıklığına uğrattı:(
Ruhun Ateşi