Rita Hunter

Rita Hunter

Yazar
8.2/10
296 Kişi
·
655
Okunma
·
59
Beğeni
·
5.733
Gösterim
Adı:
Rita Hunter
Tam adı:
Zeynep Avcı Ataş
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Zonguldak, Türkiye, 8 Ağustos1980
Zeynep Avcı Ataş
''Yazdığı historical aşk romanları ile batılı muadilleriyle yarışan yetenekli Türk kızı..''
Epsilon Yayınevi

08.08.80’de Zonguldak’ta doğdu.
İlkokul, ortaokul ve liseyi Zonguldak’ta okudu. Özellikle lise dönemimde, üniversiteyi kazanmaktan daha mühim gördüğü zengin bir Barbara Cartland koleksiyonuna sahip oldu.
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdiğinde de çok sayıda kitap okumuş olmasına rağmen, yine de bir şeyler yazabilmek için eline kalem aldığı söylenemezdi.
Üniversitedeyken stajyer olarak başladığı şirkette öncelikle İnsan Kaynakları Sorumlusu olarak 2 sene çalıştıktan sonra 7 sene boyunca görevine aynı firmada yönetici asistanı olarak devam etti.
Amatör yazarların hikâyelerini yayınladıkları bir sitede, ilk denemesini yayınladığında çok iyi tepkiler aldı ve bu işi benimsedi. İlk kitabı Kalbimi Çaldın da öncelikle internet hikayesi olarak yayınlandıktan sonra okurlarıyla buluştu. Diğer kitapları Tatlı tuzak ve Ateş Serisi olmakla birlikte yazmayı asla bırakmayacağı için okurlarını yeni kitaplarıyla buluşturması yakındır.
"İnsan bu kadar gençken sorunlar gözüne hep çok büyük gibi görünür. Oysa tek bir gülüşlük ömrü vardır hepsinin."
Rita Hunter
Sayfa 322 - Epsilon
Sen benim buz tutan ruhumun ateşisin.Yanımda değilken hissettiğim boşluk, seni tanımadan önceki hayatımın özeti.
Bir kadından meraklanmamasını istemek, bir bebeğe ağlamamasını söylemek gibidir Adrian bilirsin.
İnsanlar ne konuştukları umursandığı sürece konuşmaya devam ederler. Bırakalım da ilgilenmediğimizi düşünsünler.
Bazen istemediginize inandığımız şeyler, aslında kendimize söylediğimiz yalanlardir.
Çalıştığım için bir solukta okuyamadım.Ancak işe de götürmüştüm.Ufak molalarda birer sayfa dahi olsa kaçamak olarak okumak ise tarifi imkansız bir heycandı.Eğer her kitapta kendine daha da geliştiren bir yazar görmek istiyorsanız hemen RİTA HUNTER okumaya başlayın..;)
Rita Hunter'ın (Zeynep Avcı Ataş) okuduğum ilk romanıydı ve tek kelime ile bayıldım. Tarihi aşk romanı yazmak başka bir mevzudur zira zamanda yolculuk becerisi gerektirir. Kurguyu yaratan hayal gücü kapasitenizin üzerine bir de resmen zaman-mekan-kültür mimarı olmanız gerekir. İlk andan itibaren bu becerilerde fireler bulmayı beklediğimi itiraf ediyorum. (Özellikle de son zamanlarda okuduğum bolca beğeni almış ama bence fos çıkan onca romandan sonra). Ne kurgusal, ne tasvirsel ne de gramersel bakımdan hiç bir noktada hüsran yaşamadım.Çok keyif aldım. Ve benim bu tarz romanlar için çıtam olan Babbara Cartland'ı ziyadesiyle geçtiğini hissettirdi.. Konusuna ilişkin bolca açıklama bulacağınız için bu yönde bir detaya girmiyorum. Kısaca diyebileceklerim; bayan kahramanımız Sofie ile bay kahramanımız Brendan'ın karakter ve fiziksel özellikleri yerinde ve zamanında bolca ve oldukça iyi şekilde resmedilmişti. İkisini ve aynı zamanda diğer karakterleri gözünüzün önünde canlandırmakta hiçbir sorun yaşamadığınız gibi, yazarın kalemindeki maharet nedeni ile sıkça romanın içine atlayıp başta kuzen Liliana olmak üzere pek çok kişiyi ciddi pataklamak isteyeceğiniz anlar yaşayacağınıza garanti verebilirim. Tavsiye ediyorum, kendisine en beğendiğim tarihi aşk romanları yazarı unvanını veriyorum ve ilk fırsatta yazarın diğer romanlarını da alıp okuyorum.
HAFİF SPOILER İÇERİR!!!

Çok üzgünüm ama benim açımdan Güz Fırtınası ile başlayan düşüş Kış Nefesi kitabında da son sürat devam etti.

Baş kahramanımız Beatrice, Alexander'ın kardeşidir. Bense kitabı okurken şöyle bir durumdayım: "Alexander'ın kardeşi mi vardı yahu?" Artık önceki kitaptan nasıl kopmuşsam baş karakteri hiç çıkaramadım. Hatta ben bu kitabın Güz Fırtına'sının devamı olduğunu bile bilmiyordum, o derece alakayı kesmişim :D Ve keşke kestiğimle kalsaymışım :/

Beatrice'i nasıl tarif edebilirim emin değilim, davranışlarını pek anlamdıramadım. Soğuk desem değil, sıcak desem hiç değil. Bir yandan kendi kafasına göre düşüncelere dalıyor, benim ruhum özgür diye bağırınıyor; öbür yandan tam bir İngiliz leydisine dönüşüyor, özgürce davranan insanlara tepeden bakıyor, geçmişinde gördüğü kadınlara benzer kişiler görünce onlara tamamen soğuk ve anlayışsız davranıyor. "Ben cemiyet kurallarına çok bağlıyım, dilediği gibi davranan insanlara katlanamıyorum." gibi iç düşünceler okuyoruz kendisinden. Böyle bir karakter için dengesiz demem lazım ama o bile değil anacım. Ne olduğunu bulursanız bana da söyleyin :D

Geçmişinde erkeklerden nefret ediyor ama ana sebebini bilmenize rağmen nefretin kaynağı çok boş kalmış. Geçmişi insanlar tarafından hoş karşılanmadığı için onlara karşı soğuk ve alaycı davranıyor ama bu da çok havada kalan bir durum. Yani bu davranışlarının nedeni geçmişi değil de doğuştan gelen bir davranış biçimi olduğunu düşündürttü bana. Yazar bize aslında "O aslında öyle biri değil." diye vurgular yapıyor ama... Ih-ıh, ben inandırıcı bulmadım.

Ayrıca yine bu geçmişten dolayı sokaktaki kadınlara ve çocuklara yardım ediyor fakat bunun da onda yapay durduğu ve sırf mecburiyetten yaptığı bariz. Yukarıda da yazdığım gibi düşmüş kadınlara çok kibirli yaklaşıyor. Çocuklar deseniz oradan da kaybediyor. Zaten yeğeni ve kendi kanından olanlar dışında çocukları sevmediğini yazar da söylemiş. Bunu söylemesine rağmen araya Victoria ve Edward'ı sokuşturması Beatrice'i kendisiyle çeliştirmiş.

Yine de kitabın sonunda Beatrice'nin bunu itiraf etmesini -hatta kafasına dank etmesini- hiç beklemiyordum. Herhalde Rita da "Ben ne komplike bir karakter yarattım." diyerek bu açıklamayla durumu ustaca kurtarmış.

Carter da bir değişikti. Beatrice'den senelerce yaş farkından ve kardeşinden dolayı kaçtığı söyleniyor ama sebepler kesinlikle bunlar değildi. Nedenini inanın ben de bilmiyorum. Sadece o da Beatrice gibi komplike diyebilirim.

Diğer çiftimiz Jane-Alexander da ayrı hikaye. Alexander'ı zaten sevmemiştim, aynı hislerim devam ediyor. Jane karakterine önceki kitapta az da olsa ısınmıştım ama bunda baya soğudum. Konuşmaları kitap boyunca çok anlamsız geldi.

Ha kitapta sevdiğim şeyler yok muydu, vardı. En önemlisi kesinlikle sayfa sayısıydı. 368 sayfa bu tarz kitaplar için çok uygundur. En fazla 400-410 sayfa bu tür için -hatta sırf romantik tarzda olan bütün kitaplar için- yeterlidir. Mavi rengini ve kış mevsimini sevdiğimden olsa gerek bu kapağı öncekinden daha fazla sevdim.

Carina ve Beatrice'in sözde evleneceği Lord kitabı güzelleştiren karakterlerdi. İkisinin de bu türde çokça gördüğümüz klişeleri yapmaması artı puan kaptı ki Rita'nın klişeleri ters çevirmesini Kalbin Ateşi'nde çok güzel bir şekilde görmüştüm.

Hatırladığım kadarıyla Rita o dönemler sadece Güz Fırtınası'nı yazıp yeni bir hikayeye geçecekti, kitabı seri yapmayı düşünmüyordu. Sonrasında okuyucular Beatrice'in de hikayesini istemişlerdi diye hatırlıyorum -bunu da şu an yazarken hatırladım :D - Sanırım Rita sevenlerini kırmak istemediği için bu kitabı çıkardı ama yazdığının pek içine sinmediği kitabın sayfa sayısından, kitap boyunca süren karakter boşluklarından ve çelişkilerinden çok belli. Yine de bir emek harcadığı ve okuyucularını mutlu etme isteği gözlerden kaçmıyor.

Bu seferkini nazar boncuğu olarak sayıyorum. Daha önce Rita'dan daha iyi hikayeler okuduğum için sıradaki kitabın gerçekten iyi olmasını diliyorum.
Yine bitmesini istemediğim harika bir roman daha.. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Ama kurgu olarak diğer okuduğum kitaplara benzediği için fazla da bir şey fark etmedi. Ama romanın dili ve anlatımı sizi bizzat romanın içinde gibi hissettiriyor. Yazar okuyucuyu etkilemek için özel bir çaba sarf etmiş gibi görünmüyor ama etkilemeyi oldukça iyi başarıyor. Azıcık geçmiş zamandan bahsediyor ve bu tarz romanları sevdiğim için ayrı bir hevesle okudum. Tarihi aşk romanlarını seven okurlara kesinlikle tavsiye ederim..
Seriye nasıl heyecanla başladıysam bir oturuşta bitirmişim gibi hissettim. Ön yargılı olmamak gerekiyormuş, yazarı okumaya başlamadan önce türlü türlü çekincelerim vardı ve daha ilk sayfalardan bu çekinceler yerini güzel duygulara bıraktı.
Yazar, bu tarz kitaplar arasında en beğendiklerim arasına adını altın harflerle kazıdı.

Ateş serisi de ateş gibi güçlü ve tutkulu duygular bıraktı üstümde. Isabel'in asiliğini, yere göğe sığmaz enerjisini ve duygularının dışa vurumunu çok sevdim.
Isabel'in çiğ patates yediği mutfak sahnesinden sonrakiler efsaneydi...
Sevmeyi anlatan, romantik cümlelerin arasında kayboldum resmen.

Hiç adetim değilken üstünden zaman geçtikçe tekrar tekrar okuyacağım bir seri oldu.
Tek kelime...
HARİKA...

Gerçekten çok ama çok güzel bir kitaptı. Hatta serinin ilk kitabı bu kitaba göre biraz pasif kalmış bile diyebiliriz.İki kuzenin arasında çok eskiden beri süregelen bir anlaşmazlığın sonucunda kıskanç ve kibirli olan(Liliana) kızın sözleriyle başlıyor tüm olaylar aslında.

'İlgimi hak eden erkeği bulduğumda onu baştan çıkarmayı dene... Tabii becerebilirsen...''

Tabi ki güzellik kadar önemli olan bir şey varsa o da masumiyet ve saflıktır. Ve güzel olduğu kadar kibirli de olan kızın yaptıkları akıl alır şeyler değil. Ama tüm bunlara rağmen kazanan tabii ki saflık ve masumiyet oldu.

Yazarın anlatımı okuru içine çekiyor. Dili çok iyi kullanmış ve olay örgüsü çok güzel ilerliyor. Bu tarz aşk romanlarını sevenlerin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Hüsrana uğradım... ASLA diyemeyeceğim:) Rita Hunter o kadar hızlı bir şekilde favori tarihi aşk romanı yazarım oldu ki ben bile anlayamadım. Bu kez bir fire verecek kesin diyorum ama o aynı istikrarla beni satırlarına, kurguya hayran bırakarak son noktayı koyuyor. Yanılmaktan hiç bu denli keyif almamıştım.
Jane ve Alexander'ın tutku dolu hikayesi ile beni ve koca bir gecemi gasp etti. Suratımda mutlu bir sırıtma var. Tabi ki bittiğine üzüldüm ama elimin altında acil durumda camı kırabilirim.
İncelemelerde pek fazla hikayeye değinmekten hoşlanmıyorum çünkü bunu kitabın tanıtım sayfasından herkesin edinmesi mümkün. Kendimin de incelemelerde aradığım şeylere değinmek istiyorum; karakterlere, kurguya ve zaman-mekan tasvirlerine.
Aşk romanlarında en büyük kriterim erkek kahramanın tasvirindeki güçlülük yakası. Ve bu romanda da aynı yazarın diğer romanlarında olduğu gibi eksiksiz bir betimleme vardı. Alexander, Jane ile karşılaşmadan önceki yaşamı ve ondan sonraki tüm zaman akışı içinde oldukça güçlü bir şekilde anlatılmıştı. Zaaflarıyla, tutkusuyla, çatışmalarıyla ve mazisinden getirdikleriyle. Jane, aynı diğer tarihi romanlarındaki kadın kahramanlar gibi sıra dışı ve güçlü bir duruşa sahipti. Romanda en hoşuma giden kısımlardan biri de diğer romanlarındaki bayan kahramanların toplaşıp Jane'in evini tabir caizse basmalarıydı:) Yazar, bu şekilde muhteşem bir bir araya getiriş oluşturmuştu ve çaktırmadan da seri yapmıştı. Bir tek olumsuz şey söyleyebilirim bu da romanı okuyanların bakış açısına göre esneklik gösterebilir. Romanla paralel giden Jane'in yazdığı hikayenin romanın sonunda bir tık daha sonrasının da anlatılabileceği beklentisi içinde kaldım. Belki yazarın bu konuda bir planı vardır orası da ayrı bir mevzu. Ama Jane'in kahramanlarının da romanın sonunda insanı bekleyişte bırakmayacağı bir birlikteliğe yelken açmaları hoş olurdu diye düşünmeden edemedim.
Bu tarzı sevenler gözü kapalı alabilir. Tavsiyem romana akşam saatlerinde başlamayın yoksa benim gibi uykusuz kalabilirsiniz.
Öncelikle Kalbin Ateşi'nde olduğu gibi bu kitap için yapılan yorumları da okumadım, sürpriz olarak kalsın istedim. Tek bildiğim yazarın paylaştığı alıntılar ve Epsilon'un sitesinden okuduğum romanın ilk bölümüydü. Kitabı aldığım gibi okumaya başladım ve ilk günden yarısı bitmişti bile. Bayram olmasaydı en geç 3 güne biterdi.

Herkesin dediği gibi bu kitaptan neşeli sahneler beklemeyin. Kitap diğerlerine oranla daha duygusal ve toplumsal sorunlara ağırlık verilmiş bir hikayeydi. Özellikle benim gözümde ilk üçte olan kadın hakları ve kadına şiddet üzerinde çokça durulan bir hikayeydi.

Karakterler, hikaye ve konunun işlenişi bakımından kitap çoğu yerde bana Laura Kinsale'yi hatırlattı. Rita'nın Laura'yı okuyup okumadığını bilmiyorum ama bende çok hoş duygular uyandırdı. Çünkü Laura benim en sevdiğim yazarlardan biridir ve Epsilon sağ olsun yeni kitaplarından birini yayınlamadığı için -belki okuyanı fazla olmadığı için bir daha yayınlamayacaklar- ona olan hasretimi Rita büyük oranda dindirmiş oldu. Amaaaa Rita'nın romanı kesinlikle olduğu gibi Laura değil, Rita'nın orijinal fikri olduğu çok belli, esinlenme bile olduğunu sanmam.

Bu kitabın farklı bir yönü de yazarın diğer kitaplarına göre bu romanın konusunun tek bir yöne doğru hareket etmemesi diyebilirim. Onu da kitabı okuyunca anlarsınız.

Karakterler gerçekten başarılı. Kitapta baskılar altında yaşayan korkak bir genç kadının yani Emily'nin, Marcus sayesinde o kabuktan çıkıp biraz daha cesurlaştığına şahit oluyoruz. Sizi bilmem ama benim en sevdiğim karakter Sophia idi. Emily'e başta kırıcı davransa da o anda bile kendisine kanım ısınmıştı, biliyordum ki yazar bu kızı sonsuza kadar Emily'e işkence çektirmeyecekti. Tam tersi olsaydı elbette ki sevmezdim.

Biliyorum kitabı okuyanlar beni bir güzel dövecek ama ben William'dan nefret etmedim, çünkü Marcus ve Sophia'ya bir zamanlar çok yardımcı olmuş. Ama böyle bir adamın sonrasında dönüştüğü kişilik ne yazık ki sevmemi engelledi. Yani adama karşı nötr durumdayım.

Marcus ise hmmm... Aslında ona da karşı da nötr durumdayım. Kitabın çoğu yerinde bana Brendan'ı hatırlattı ki ben Brendan'ı hiç sevmem, acayip uyuzum ona. Marcus'u kurtaran şey sonlara doğru Emily'e göstermiş olduğu hassasiyet oldu.

Yine çok fazla uzun bir yorum oldu ama çok sevdiğim kitaplara uzun yorumlar yapmayı gerçekten seviyorum. Yine de benim favori kitabım Kalbin Ateşi, çünkü o kitap kesinlikle ustalık eseri bir kitap. Siyah Kadife ise ondan çok hafif aşağıda kalsa da gözümde o da ustalık eseri bir kitaptır.
Türünün iyilerinden oldu bu kitap benim için. Her şey dozunda ve güzel gitti. He güleyim edeyim derseniz bence bunu bulamazsınız, çünkü ben bulamadım. Ama tarihi aşk okuyayım derseniz bakmanız lazım.
Kitabın kapağı okuduğum birçok kitaba göre en iyi kapaklardan biri bence.

Aslında kitap gayet güzel ama sevilecek karakter sayısı çok az. Bu kitapta Sophie, Brendan'ın annesi ve Adrian-Isabel çiftimiz sevilmeyecek gibi değil.

Ancak Brendan'ı hiç sevmedim. Resmen Sophie adına üzüldüm ben. Brendan keşke o Lilliana cadısıyla evlenseydi de iyice sürünseydi.

Aşkın Ateşi'ne göre daha olaylı ve heyecanlı bir kitaptı ancak okurken bir yerden sonra sıkıldım bunun da baş sebebi elbette ki Brendan'ın odunlukları. Ben normalde erkek karakterlere bu sıfatı yakıştırmam hoşlandığıma hayran olunası, asil; hoşlanmadığıma şerefsiz küstah gibi sıfatlar kullanırım ancak Brendan için diyeceğim tek şey odundur.

Bunlara rağmen okunmaya değer bence.

Yazarın biyografisi

Adı:
Rita Hunter
Tam adı:
Zeynep Avcı Ataş
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Zonguldak, Türkiye, 8 Ağustos1980
Zeynep Avcı Ataş
''Yazdığı historical aşk romanları ile batılı muadilleriyle yarışan yetenekli Türk kızı..''
Epsilon Yayınevi

08.08.80’de Zonguldak’ta doğdu.
İlkokul, ortaokul ve liseyi Zonguldak’ta okudu. Özellikle lise dönemimde, üniversiteyi kazanmaktan daha mühim gördüğü zengin bir Barbara Cartland koleksiyonuna sahip oldu.
İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdiğinde de çok sayıda kitap okumuş olmasına rağmen, yine de bir şeyler yazabilmek için eline kalem aldığı söylenemezdi.
Üniversitedeyken stajyer olarak başladığı şirkette öncelikle İnsan Kaynakları Sorumlusu olarak 2 sene çalıştıktan sonra 7 sene boyunca görevine aynı firmada yönetici asistanı olarak devam etti.
Amatör yazarların hikâyelerini yayınladıkları bir sitede, ilk denemesini yayınladığında çok iyi tepkiler aldı ve bu işi benimsedi. İlk kitabı Kalbimi Çaldın da öncelikle internet hikayesi olarak yayınlandıktan sonra okurlarıyla buluştu. Diğer kitapları Tatlı tuzak ve Ateş Serisi olmakla birlikte yazmayı asla bırakmayacağı için okurlarını yeni kitaplarıyla buluşturması yakındır.

Yazar istatistikleri

  • 59 okur beğendi.
  • 655 okur okudu.
  • 9 okur okuyor.
  • 262 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları