Bazen keşfette gezinirken bazı noktaları net fark ediyorum.
Aynı popüler kitaplar elden ele dolaşıyor; incelemeler benzer, yorumlar neredeyse aynı.
Gerçek bir eleştiriye pek rastlamıyorum.
Bir kitabı kötü bulmak neredeyse söylenmemesi gereken bir şey gibi duruyor.
Oysa bir metni beğenmemek de, yarım bırakmak da, bazı yerlerinde durup sorgulamak da okumanın içinden geliyor bana göre.
Bazen insanlar elestirmeyi bilmedikleri için değil, eleştirmekten çekindikleri için susuyor gibi geliyor.
Bir kitap çok övülüyorsa, ona mesafe almak riskli sayılıyor sanki.
Yanlış anlaşılmamak, linçlenmemek için aynı cümleler tekrar ediliyor.
Bu yüzden bana yapmacık geliyor.
Kitaplar sadece tüketilsin diye degil, içsellestirilsin, düşünülüp tartışılsın diye var.
Beğenmediğimiz yerleri dile getirebilmek, bazi noktalarını eleştirebilmek de bunun bir parçası.
Ayni kitabı farklı açılardan çekmek yerine, belki biraz daha durup gerçekten ne hissettigimizi söylemek daha kıymetli olurdu.
Herkesin öve öve bitiremediği bu kitabı ben çok basit buldum.
Bir klasik okuru olarak - her ne kadar bu kitapta “modern çağın klasiği” olarak görülsede - insan’a edebi anlamda hiçbir katkısı olmadığını düşünüyorum.
Hikayesini de olağanüstü farklı bulmadım. Biraz Dostoyevski’nin sefil hayat’ı anlatımı tarzında, birazda George Orwell’in Hayvan Çiftliği karışımı gibi…
Anca kitap okumaya yeni başlamış birinin beğeneciği bir kitap olabilir. Kesinlikle vakit kaybı, okumasanızda bir şey kaybetmezsiniz. :)
Alman Filozof ve Yazar olan Schopenhauer’ın da dediği gibi: “İyi olanı okumak için kötü olanı okumamayı insan kendisine düstur edinmeli: Çünkü hayat kısa ve hem zaman hem dinçlik insan için sınırlı.”
YaşamakYu Hua