İstasyonda bir kadın durmuş, gelene geçene:
- Benim Ahmet’i gördünüz mü? diyor.
Hangi Ahmet’i? Yüz bin Ahmet’in hangisini?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği yolun aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa? Aden’e mi, Medine’ye mi, Kanal’a mı, Sarıkamış’a mı, Bağdat’a mı?
…
- Ahmet’imi gördün mü?
Hayır… Hiçbirimiz Ahmet’ini görmedik. Fakat Ahmet’in, her şeyi gördü. En alasından cehennemi gördü.
…
Ahmet’i ne için harcadığımızı bir söyleyebilsek, onunla ne kazandığımızı bir anaya anlatabilsek, onu övündürecek bir haber verebilsek… Fakat biz Ahmet’i kumarda kaybettik.
Bir kuramın sağduyuya uygun olmasını neden onun bir erdemi olarak görmemiz gerekir? Neticede sağduyu bir zamanlar insanlara dünyanın düz olduğunu ve güneşin dünyanın etrafında hareket ettiğini söylemişti.