Dahi Cervanteslerimiz yok, Swift olmayı da başaramayız. Fakat aklımız ve yeteneklerimiz yettiği kadar bizler de onların yüce fikirlerini ülkemizde yaymaya devam edeceğiz. Tifüs, kolera ve vebanın mikropları görünmez. Oldukça küçükler, ama koskocaman bir bölgeyi kırıp geçire bilirler. Halk ve toplumların ruhsal hastalıklarının da çirebilirler. Halk ve mikropları vardır. Belki de bunlar kolera mikroplarından daha tehlikelidir.
İşte insanlar kendini böyle kandırıyor. Uydurma hikayelerle dolu romanları okuyarak günler, aylar, yıllar geçiriyorlar. Bir işle uğraştıklarını zannediyorlar. Ülkelerinde ise kültür emekçileri yok. Halkın zekâsı uyuyor, cehalet gittikçe büyüyor. Halkta fakirlik ve kabalık baş gösteriyor, Ülke sürekli olarak fakirleşiyor. Halk gittikçe ahlaki, düşünsel ve ekonomik bir iflasa yaklaşıyor. Bir şeyler öğreten, ülkenin yardım beklemeye hakkı olduğu o insanlar nerede? Sürükleyici ve aptal şeyleri okuyarak akıllarını uyuşturuyorlar...
Cervantes, İspanya'daki tüm okuyucu kitlesinin aptal, uydurma romanlarla ilgilenmesinin ülkenin eğitimli insanlarının zihinsel tembelliklerinin bir gostergesi olduğunu anlamıştı. İnsanlar vatanlarında daha iyi bir hayat yaşamakla ilgilenmek istemiyor. Milletlerinin ekonomik, zihinsel ve ahlaki gelişimi için emek vermek istemiyorlar. Bu bağlamda onlar çıplaklar! Ne fikirleri, ne kalpleri ne de iradeleri, gerekli olduğu şekilde yoğunlaşmış. Çalışmak da istemiyorlar!
Fakat büyükleri taklide çalışan çocuklar ve gençler her işe hatayla, hatta kusurla başlar. Sigara ve kalitesiz içki içerler, kaba konuşurlar, zamanın en meşhur kelimeleriyle küfür ederler. Kültürel olarak genç ve olgunlaşmamış halklarda da durum aynıydı. İngilizlerin dış görünüşüne dair ne varsa onu, özellikle de komik ve garip olan şeyleri kopyalıyorlardı. Sapkın İngiliz hayat biçiminin kötü birer kopyasına dönüşmüşlerdi.