İnsanlar, diğer insanlarla düzenli bağlantı kurmaları engellendiğinde körelmeye hatta fiziksel olarak çürümeye başlayan toplumsal yaratıklardır. Dünya ve diğer insanlar üzerinde öngörülebilir etkilerde bulunabildiklerini algıladıkları için dünyadan ve diğer insanlardan ayrı, bağımsız varlıklar olduklarının farkındalar. İnsandan bu eylemlilik hissini alın, geriye hiçbir şey kalmaz. Üstelik, normal koşullarda en üstün
ve en ayırt edici insani eylem olarak görülen -mış gibi yapma edimi, tırışkadan işlerde, özellikle de hayal dünyasının bir şekilde gerçeğe dönebilmesine izin veren durumlarda, kendisine zarar vermeye başlar. İş yapar gibi davranmanın geçmişine ve birinin zamanının başkasına ait olabileceği fikrinin toplumsal ve düşünsel temellerine dair incelemem burada devreye giriyor. İş yaparmış gibi görünmek başka birinin iktidarına boyun eğdiğinizi gösterdiği için bu kadar öfke uyandırıyor. Yukarıda söylediğim gibi tırışkadan işler de bu ilkeye dayanıyor. Çalışıyorsunuz yahut çalışır gibi yapıyorsunuz ama işin amacı yok, en azından sizin görebildiğiniz bir amacı yok; sırf çalışmış olmak için çalışıyorsunuz. Sinirden kudurmamak mümkün mü?
Her şeyin geçip gittiğine, yaşadıklarımızın geçmişte kaldığına kim inandırabilir bizi? Anılarımızı avuç dolusu su gibi her sabah yüzümüze çarpmanın işe yaramayacağına kim inandırabilir?
Tanıklarla, kanıtlarla, uygun adım yürümek için ikide bir ayak değiştirme imkânı veren gerçeklerle ne kadar üstümüze gelseler, boşuna! İnanmayız. “Geçen bir şey yok!” diye bağırırız. “Her şey tam şimdi yaşanıyor