Bilge bir insansa devlete sadece insan olma özelliğiyle hizmet eder ve "kil" olmaya, rüzgârı uzak tutmak için bir tıkaç olmaya boyun eğmez; en azından vakti gelince makamını bırakır.
Bir şirketin vicdanının olmadığı söylenmesi gayet yerindedir. Zira vicdanlı kişilerden oluşan bir şirket, vicdanlı bir şirkettir. Hukuk, insanları hiçbir zaman bireyler dahi adil kılmamıştır ve ona duydukları saygı aracılığıyla aralarında en iyi niyetli olanları bile her gün adaletsizliğin temsilcisine dönüştürülür.
Bu kitabı okumadan önce Thoreau’nun yaşamına bakmak, metnin arka planındaki düşünsel omurgayı daha çıplak görmeyi sağlıyor. Okurken kendimi Doğan Cüceloğlu’nun insanı anlamaya dönük iç sesiyle, Thoreau’nun vicdanı devlete karşı konumlandıran duruşu arasında gidip gelirken buldum; sanki aynı düşünce halkasında birlikte yürüyorduk.
‘Sivil itaatsizlik’ burada bir eylemden çok, insanın kendi iç hukukuyla yüzleşme biçimi. Devlet, yasa ve otoriteye dair sorular, aslında daha büyük bir sorunun kıyısına götürüyor bizi:
İnsanı insan yapan şey dış düzen mi, yoksa kendi vicdanının kurduğu sessiz iç düzen mi?
Thoreau’nun asıl sorusu şu gibi: Bir toplumun temeli, yazılı yasalar mı, onları uygulayan yöneticiler mi, yoksa kendi vicdani yükünü taşıyabilen bireyler mi?
Bu metin, siyasal bir davet kadar, varoluşsal bir çağrı da içeriyor.
Düşünmenin kendisini sevenlere, kendi vicdanının ağırlığından kaçmayanlara öneririm.
Herkese hem bağımsız hem de kendisiyle tutarlı bir hayat dilerim.
Sivil İtaatsizlikHenry David Thoreau · Say Yayınları · 20182,892 okunma