“Eski bir Yunan atasözü de öyle der; manası aşağı yukarı şudur: Tanrıların bize verdiği bütün nimetlerin hiçbiri katıksız ve kusursuz değildir, onları bir dert pahasına satın alırız.”
“Kanunlar doğru oldukları için değil, kanun oldukları için yürürlükte kalırlar. Kendilerini dinlemeleri akıldışı bir güçten gelir. Kanunları koyanlar da çok kez budala ya da iki eşitlik korkusuyla haksızlığa düşen kimselerdir. Nasıl olursa olsunlar, insandırlar nihayet, her yaptıkları şey ister istemez sudan ve değişkendir. Kanunlardan daha çok, daha ağır, daha geniş haksızlıklara yol açan ne vardır?”
İlaçların etkisi yüzünden uykum gelmişti. Esneyerek “İyi geceler,” yazdım ona.
“Geceler seninle iyi, dolunay surat,” diyen mesajı bir kez daha tebessüm etmemi sağlamıştı.
Mesajlardan çıkıp hiç vakit kaybetmeden aklımdaki numarayı aradım. Telefonu kulağıma yaslayıp, “Merhaba,” dedim. “Ben bir ihbarda bulunacaktım...”
Onu Lucas ile yalnız bırakacağımı düşünmemişti, değil mi?
“Her şeyin bir bedeli var,” derken sesi sıkıntılı çıkıyordu. “Bir şey feda etmeden istediğin şeye sahip olamazsın. Bir kalbe karşılık başka bir kalp. İkisine aynı anda sahip olamazsın.”
Annelees, “Bizim için önemli olan Yeşil'in kurtulması,” diyerek onu sakinleştirmeye çalıştı. “Ona kalbini verecek kişi şu an için önemsiz bir ayrıntı. Marcus, vericinin bir katil olduğunu söyledi, yani yaşamasa da olur. O katil belki de hayatında ilk kez doğru bir şey yapacak ve kalbiyle masum birini yaşatacak.”
“İnsanlar hep kusurlarımızı görür, gece karanlık gökyüzünü izlerken nasıl sadece yıldızlar dikkat çeker, insanlar da hep bizim kusurlarımızı görür. Kusurlarımız bizim yıldızlarımızdır, bırak parlasınlar.”