Hep en kötü olasılığın gerçekleştiğini tasarlıyordum: Temyiz talebim reddediliyordu. "Eh, ne yapalım, o halde öleceğim." Başkalarından daha erken ölecektim, orası aşikârdı.Ama herkesin bildiği gibi, hayat yaşamaya değmez. Aslında, doğal olarak başka kadınlar ve başka erkekler yaşamaya devam edeceklerine, üstelik bu binlerce yıl böyle sürüp gideceğine göre, ha otuz yaşında ölmüşsün ha yetmiş; bir önemi olmadığını biliyordum. Uzun lafın kısası; bu, gün gibi ortada. Ha bugün olmuş ha yirmi yıl sonra, neticede ölen yine ben olacaktım.
Umut; nefes nefese koşarken bir sokağın köşesinde, arkadan yetişen bir kurşunla vurulmaktı elbette. Ama enine boyuna düşününce, hiçbir şey bu lükse sahip olmama izin vermiyor, her şey bunu engelliyordu, giyotin beni ele geçiriyordu.
"Yaşlı olmaya yaşlıyım," dedi Govinda," ama arayışlarım sona ermedi. Hiçbir zaman da sona ermeyecek, anlaşılan benim yazgım bu. Sen de, bana öyle geliyor ki, aramışsın. Bana hiçbir şey söylemeyecek misin, dostum?"
"Sana ne söyleyebilirim ki, saygıdeğer kişi?" diye cevap verdi Siddhartha. "Olsa olsa kendini aramaya fazla verdiğini mi? Aramaktan bulma fırsatını bir türlü yakalayamayacağını mı?"