Çocuklar ne istediklerini bilmezler. Bütün eğitimciler bu konuda hemfikir. Ama yetişkinler de bu dünyada çocuklar gibi sendeleyerek dolaşır, onlar gibi nereden gelip nereye gittiklerini bilmezler. Gerçek ülkülere doğru koşmaz, bisküviler ve çöreklerle avunurlar. Kimse buna inanmak istemez ama gerçekten bunun kadar açık bir şey yoktur.
Yaban, bir objektif roman değildir. Yaban, bir ruh sıtmasının, birdenbire acı ve korkunç bir gerçekle karşı karşıya kalmış bir şuurun, bir vicdanın çıkardığı yürek parçalayıcı haykırışıdır.
Anadolu halkının bir ruhu vardı; nüfuz edemedin. Bir kafası vardı; besleyemedin. Üstünde yaşadığı bir toprak vardı; işletemedin. Onu, hayvani duyguların, cehaletin, yoksulluğun ve kıtlığın elinde bıraktın. O, katı toprakla kuru göğün arasında bir yabani ot gibi bitti. Şimdi elinde orak, buraya hasada gelmişsin! Ne ektin ki, ne biçeceksin?
... sessizce karşı karşıya dururlarken, hiçbir öpücüğün, hiçbir sarılışın iki insanı şimdi olduklarından daha fazla yaklaştıramayacağını da düşündü. İki insanın paylaşabilecekleri en mahrem duygu aşk ya da arzu değil, acıydı.