Çocuk gelişiminde literatürde farklı evrelendirmeler vardır. Belli kazanımlara veya kronolojik yaşlara göre çocukluğu dönemlere ayırarak ortak bir dil geliştirirler. Bu kitap serisi de bir çocuğu sanki sırayla çocuğun okul öncesi(Şeker Portakalı ), okul çağı (Güneşi Uyandıralım) ve adölesan/gençlik dönemini(Delifişek) ele alarak yazılmış. Bu yönüyle Pinokyo ile çok benzemekte. Pinokyo da yaptığı haylazlıklar sonrası olgunlaşmakta ama bir yönüyle de her zaman içinde bir çocuk barındırmaktadır. Ancak Pinokyo'da çocuğun yetişme süreci tek kitapla bir bütün olarak ele alınıyor.
Kahramanımız Zeze, serinin bu kitabında bazı özel durumlardan ötürü ailesinden uzaklaşmış ve farklı bir aileyle okul dönemine geçiş yapmıştır. Masallarda bir çocuğa kötülük yapan aile fertleri genelde üvey anne/ üvey kardeş olurlar. Burda amaç çocuğun kendi ailesine karşı önyargı geliştirmesinin önüne geçmektir. Aslında üvey anneler de çocuklara salt kötülük yapmıyorlar bu masallarda, ancak çocuk dünyası henüz soyut düşünce kazanmadığı ve ben merkezli düşündüğü için üvey aile fertlerinin yaptıklarını kötülük olarak nitelendirip onlarla çatışmaktadır. Bu fertlerin ‘üvey’ olması hasebiyle çocuğun kafasındaki aile olgusuna toz kondurmamış oluyoruz. Temelde yetişkinliğe ilerleyen dönemde okulla birlikte yeni bir sosyal çevre kazanan çocuk ve ergenler aileleriyle yabancılaşıyor ve farklı bireylerin özellikle arkadaşlarının ve öğretmenlerinin takdirini kazanmaya çalışıyorlar. Bu ‘aileyle yabancılaşma’ konusunda güzel bir gönderme yapılmış bence.
Ortaçağ’da Batı toplumları çocuğu ‘günah ürünü’ olarak nitelendirirlerdi. Temizlenmek, arınmak için çocukluk çağından çıkış gerekmekteydi. Kilisenin etkisiyle çocukluk dönemi iğrenç olarak görülürdü. Yazar sanki bu görüşlere atıfta bulunarak Zeze’nin iç dünyasını